Ordan Burdan

“MASKE, BAZEN YÜZÜN KENDİSİDİR…”: ERKEKLİK, KİMLİK, MASUMİYET

H.BAHADIR TÜRK- AKSU BORA

Kimlik: Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Dergisi, sayı 2, Güz 2015

The Twilight Zone’un (Alacakaranlık Kuşağı) ilk kez CBS’te 11 Kasım 1960’da yayımlanan ikinci sezon altıncı bölümü “Eye of The Beholder” (“Bakanın Gözü”) belki de serinin tüm tarihi içindeki en iyi öykülerinden birine sahiptir.  Dizinin aynı zamanda yaratıcısı ve anlatıcısı olan Rod Serling tarafından yazılmış bu bölüm bizi Janet Tyler ile tanıştırır. Başı tüm yüzünü kaplayacak şekilde bandajlanmış bir şekilde bir hastane odasında karşımıza çıkan 307 numaralı hasta Janet, “diğerleri”ne benzeyebilmek, “herkes gibi olabilmek” ve “normal” gözükebilmek için bir dizi operasyon geçirmiştir. Çocukluğuna dair anımsayabildiği ilk şey kendisini görünce çığlık atan bir başka kız çocuğudur. Merak ettiği tek şey ise bandajların ne zaman çıkarılacağıdır.

Hikâye, talihsiz kadının geçirdiği ve yasal olarak izin verilen onbirinci ve son operasyondan sonrası ile açılır. Eğer bu operasyonda da Janet düzelmez ve diğerleri gibi görünmezse devletin koyduğu kurallar gereğince kendisi gibi olanların yaşadığı bir bölgeye gönderilecektir. Janet’in deyişiyle bu bölge aslında, “kendisi gibi ucubeler için tasarlanmış bir getto”dan başka bir şey değildir. Janet’in bandajlarından göremediğimiz yüzünün altında korkunç bir şeyler olduğunu konuşmalarına tanık olduğumuz doktorların ve hemşirelerin söylediklerinden ve tavırlarından anlarız. Nihayetinde hikâyenin gerilimi; bandajların açılmaya karar verilmesiyle birlikte iyiden iyiye artar, yavaş yavaş bandajlar açılır. Açılır açılmaz da hemşire ve hastabakıcı dehşete kapılır, doktor ise aynı dehşet içinden konuşur: “Değişiklik yok… Hiçbir değişiklik yok…” Operasyon başarısız olmuş, Janet’in yüzündeki anormallik giderilememiştir. Bu panik anıyla birlikte kamera bize Janet’in yüzünü gösterir. Janet son derece güzel bir kadındır.[i] Kahramanımız üzüntü ve korku içinde odadan kaçmaya çalışırken o ana kadar yüzlerini tam olarak göremediğimiz doktorları, hasta bakıcıları ve hemşireleri gösterir bu kez kamera. Hepsi birbirinin aynı, korkunç yüzlü, insandan çok bir domuzu andıran görünümleriyle çoğunluk olan onlar olduğu için; normalin ve anormalin, güzelin ve çirkinin sınırlarına karar verenler de onlar olmuştur. Janet hastane koridorunda çaresizce koşarken, televizyon ekranlarından devlet başkanının tekliğin ve aynılığın öneminden bahsettiği bir konuşması yayınlanmaktadır. Janet tesadüf eseri girdiği bir hastane odasında tekrar doktoruyla ve birarada yaşayacağı bölgenin, daha doğrusu “köy”ün bir temsilcisi olan, bir diğer anormal vaka, Walter Smith ile karşılaşır. Son derece yakışıklı bir adam olan Bay Smith, Janet’a orada mutlu olacağını, çok sevileceğini ve kendi türünden olanlarla yaşayacağını söyler. Janet, Bay Smith’in söylediklerine ikna olur ve ona “neden böyle gözükmek sorunda olduklarını” sorar. Smith, “Bilmiyorum Bayan Tyler, önemli de değil zaten… Eski, çok eski bir deyiş vardır” der ve ekler: “Güzellik, bakanın gözündedir.” Bay Smith ve Bayan Tyler, el ele tutuşup kendileri gibi olanların yaşadığı yere giderken hastane personeli acıyarak bu ikilinin, bu talihsiz ucubelerin ardından bakar.

Maske, bazen yüzün kendisidir. Popüler kültür ürünlerinin, özellikle süper kahraman ve onların büyük düşmanları ikiliği üzerinden yükselen anlatıların yapısı içinde maske, kahramanları gerçek hayattaki kişiliklerinden ayırmaya yarar ve süper kahraman kimliği ile normal ve sıradan olan arasındaki mesafeyi kurar. Bizim buradaki amacımız; çokça ele alınan bu konuya değinmek değil. Biz burada daha çok maskenin yüzün kendisi haline geldiği vakalara bakmayı deneyeceğiz. Bir başka deyişle, popüler anlatıda erkeğin kahramanlık kodlarıyla yaşamak zorunda olduğu bir dünyada normal olana ve normal alana dönme imkânı veren maskeyi çıkarma anının imkânsızlaştığı, maskenin yüzün kendisine dönüştüğü, artık çıkarılacak bir maske olmadığı örneklere bakacağız. Bu doğrultuda niyetimiz, diğer ana akım örneklerden farklı olarak bu türden bir halin ve varoluş biçiminin erkeklik kimliği ve erkeklik dünyasının genel geçer kuralları açısından nasıl bir duruma yol açtığına ve tabii ki bunun popüler anlatılardaki seyri ve sonuçlarına dair bazı ipuçları sunmak. Bunu yaparken belirttiğimiz gibi popüler kültür mecrasına yaslanacağız ve bu mecranın iki ayrı alanından iki ayrı örneğin önümüze koyduğu manzara üzerinde düşüneceğiz. Bu minvalde ilk olarak çizgi roman dünyasından bir örneğe; bir ideal kahramana değil, ama maskeye benzeyen bir yüzle yaşamak zorunda kalan bir kötü karakter olan olan Joker’e odaklanacak, ardından –bir küçük karşılaştırma imkânı olarak- popüler Türk televizyon dizisi Ezel’in kahramanına dair bir parantez açacağız.

 “Öngörülemez ve Çok Tehlikeli”: Joker’in Dünyası

Bir DC Comics kahramanı olan Joker (The Joker), DC Comics karakter veritabanında da belirtildiği gibi, hiç kuşkusuz, “popüler kültür tarihindeki en bilindik ve popüler çizgi roman kötüsü”dür. Bir çizgi roman baş kötü karakteri (villain) olarak Joker, Batman’in en büyük düşmanı, “Kara Şovalye’nin tam zıttı”dır. Batman gibi o da bir Gotham Şehri sakinidir ve “insanların hayatlarını mahvederek ve kaos yaratarak eğlenmek” gibi bir meşgalesi vardır (http://www.dccomics.com/characters/joker, 9 Ağustos 2014). Travis Langley’e göre, “Joker, teşhise kafa tutar” ve “davranışları bariz psikopatlığının ötesinde hiçbir spesifik ruh hastalığına muntazaman uymaz. Onun vicdanı, empati yeteneği, doğru ve yanlışa dair kişisel bir kaygısı yoktur” (Langley, 2012: 208).

Joker’in popüler kültür içindeki zaten sağlam konumu, Christopher Nolan’ın Kara Şovalye Üçlemesi (The Dark Knight Trilogy) ile göz alıcı bir parlaklık kazanır. Her ne kadar Joker karakteri, üçlemenin ilk filmi olan Batman Begins’te (2005) gözükmese de (Filmin sonunda Batman’in kadim dostu komiser Jim Gordon ona şehirde yeni bir suçlunun kol gezdiğinden ve suç mahalline bir kartvizit bıraktığından bahseder. Bu kartvizit aslında iskambil destesindeki joker kartıdır ve bu bize ikinci filmin kimin etrafında döneceğinin de işaretini verir), serinin ikinci filmi The Dark Knight’ta[ii] (2008) Heath Ledger’ın olağanüstü performansıyla birlikte seriye damgasını vurur.[iii]

Joker, karşımıza ilk kez 1940 yılında çıkar. Bob Kane ve Bill Finger’in yarattığı Batman karakterinin bir orijin hikâyesini de barındıran “Batman Efsanesi”[iv] başlıklı bu macerada daha sonra türlü versiyonlarına rastlayacağımız bir biçimde Batman’in ortaya çıkışı resmedilir önce. “Bundan on beş yıl önce” Thomas Wayne, eşi ve oğlu bir filmden çıkarken bir soyguncu tarafından önleri kesilir. Bayan Wayne’in kolyesini gözünü kestiren soyguncu önce Thomas Wayne’i, sonra eşini küçük Bruce Wayne’in gözleri önünde öldürür. Bruce Wayne “ölen ebeveynlerinin intikamını hayatının geri kalanını suçlularla savaşarak almaya yemin eder.” Yıllar geçtikçe önce bir bilim adamı olur, “vücudunu fiziksel olarak kusursuz bir hale getirir” ve “suçluların kalbine korku sokabilmek” için dış görünüşünün de “kara ve korkunç bir gece yaratığı” gibi olması gerektiğini düşünür. O sırada penceresinden içeri giren bir yarasa ona aradığı fikri verir: “Bir Yarasa! İşte bu! Bu bir kehanet… Bir yarasa olacağım.” Bu açılışla birlikte 1940 İlkbaharı’nda yayımlanmış ilk sayıda Batman ve Harika Çocuk Robin’in suçla savaştığı asıl macera başlar ve bu maceranın baş kötüsü de yeşil saçları ve palyoçovari yüzüyle Joker’den başkası değildir (Kane ve Finger, 1940a: 1-2).[v] Hikâye, bir “suç dehası” olan Joker’in radyo yayınını kesip şehir halkına “Bu gece saat tam on ikide Henry Claridge’i öldüreceği”ni ve ünlü “Claridge elması”nı ele geçireceğini duyurmasıyla başlar. Panikleyen milyoner Claridge, polisleri evine çağırır ama sayabildiğimiz kadarıyla tam on bir emniyet görevlisinin korumasına rağmen saat tam on ikide Claridge yere yığılır. Ölürken, yüzü tıpkı Joker’in yüzü gibi gülen bir hal almıştır. Joker, alametifarikası olarak “kurbanlarına ölümü bir gülümseyle birlikte getirmekte”, kendine has bir zehir/gaz kullanmaktadır (Kane ve Finger, 1940b: 3-4). Üstelik Claridge elması da çalınmıştır ve yerinde Joker’in kartviziti olan iskambil destesindeki joker kartı vardır.

Resim 1: Batman’in İlk Macerasındaki Haliyle Joker (1940)


“Maskevari yüzü (mask-like face) ve nefret dolu gözleriyle” Joker, kendi kendine polislerin aptallığından şikâyet eder. Polisler, Claridge’in ölümüne engel olamamışlardır. Çünkü Joker, bir gece önce saat on ikide, etkisi tam 24 saat sonra kendini gösteren bir solüsyon zerketmiştir her şeyden habersiz uyuyan Claridge’e. Başka bir gece yine radyo yayınını keserek araya giren Joker, bu kez bir başka zengin Jay Wilde’i “tam bir saat içinde” öldüreceğini ve Ronkers zümrüdünü ele geçireceğini ilan eder ve tabii ki dediğini yapar. Bu arada Batman’le ilk karşılaşmalarını yaşarlar ve fakat Joker, Batman’i alt edip kaçmayı başarır. Batman kendisine en sonunda “sağlam dövüşen bir düşman bulduğu” için memnundur. Joker’in sıradaki hedefi onu bir zamanlar hapse gönderen Yargıç Drake’dir. Joker her zamanki anonsunu yapar ve Drake’i polis şefi kılığına girerek öldürür. Zira “kılık değiştirme onun pek çok marifetinden yalnızca biri”dir. Son cinayetinde onu takip eden Robin tarafından yakalanacağı sırada Robin’i ve ardından Batman’i tekrar alt eder (Kane ve Finger, 1940b: 5-11).[vi] Ama Robin ve Batman, Joker’in son soygununa engel olmak için takibi sürdürürler ve nihayetinde onu enselemeyi başarırlar. Joker, Batman’a onu asla ele geçiremeyeceğini” (“You’ll never take me, Batman!”) söylese de hapistedir artık ve Batman’in deyişiyle bu “zeki ve şeytani katil, özgür olmak için fazla zeki ve fazla ölümcül” biridir (Kane ve Finger, 1940b: 12-16). Daha sonra The Dark Knight’ta da kullanılacak olan binadan düşerken Batman’in Joker’i yakalaması gibi sahneler bu açılış macerasının unutulmaz kareleri arasındadır.

Bu öykünün Ed Brubaker ve Doug Mahnke imzalı Batman: Gülen Adam’da (Batman: The Man Who Laughs) yeniden yorumlandığını da belirtelim. Bu öyküde Joker, karanlık ve tuhaf dünyasına uygun bir biçimde “çok da üstü kapalı olmayan” bir şekilde Gotham halkını tehdit eder: “Merhaba, Hoşçakalın, Hepinizi Öleceksiniz…” Bu arada bu tehdidini ve “çanların gece yarısında Henry Claridge için çalacağını” radyodan değil, televizyondan duyurur, Joker ismi ona polis ve kamuoyu tarafından verilir, ilk hikâyedekinden farklı olarak Claridge’in “zaman salınımlı zehirle öldüğü”nü Batman keşfeder vb. Bununla birlikte ölenlerin yüzlerinde yine Joker’in yüz ifadesine benzer bir ifade vardır, Joker’in kurbanları yine yüzlerinde büyük bir gülümsemeyle ölürler (Brubaker ve Mahnke, 2005: 9-10, 17, 20-21, 30-32).[vii]

1940 serisindeki diğer macera “The Joker Returns”te ise “Nefretin Palyoçusu” (Harlequin of Hate) Joker, hapisten kaçmayı başarır ve yine radyodan polis şefini “akşam saat onda öldüreceği”ni anons eder. Dediğini yapar ve suçlarına soygunları katarak devam eder. Geçtiği yerlerde suratlarında bir gülümsemeyle ölmüş kurbanlar bırakır ve fakat nihayetinde yine kazanan Batman ve Robin olur (Kane ve Finger, 1940c: 42-54).

Joker ile ilgili akılda tutulması gereken şeylerin başında onun deliliğinin gayet farkında olduğu gelir. Hatta onun gözünde bu, bir avantajdır da. Bir Batman macerasında büyük bir mutluluk ve gururla “aklı başında biri olsaydım bu kadar zeki olmazdım” der örneğin (Wein, Simonson ve Giordano, 1980: 10).[viii] Bu korkunç kötücül zekâsı, bazen diğer “kötüler”le de müttefik olmasına yol açar. Joker’in maddi saiklerle haraket eden suç dehası ile sadece yıkımı hedef almış nihilist kötülüğü arasında gidip gelen çizgi roman temsilleri; onun bu yönünü kimi zaman politik bir bağlam içinde ve güncel siyasal endişeler içinde bir parantez açarak ele almaya çalışır.

Örneğin, önemli Batman hikâyelerinden biri olan ve ABD-İran geriliminin damga vurduğu bir dönemde yayımlanmış[ix] “A Death In The Family”’de (“Ailede Bir Ölüm”) Joker, Arap teröristlere füze satmak için Ortadoğu’ya gitmeye karar verir (Starlin ve Aparo, 1988a: 9-10). Robin’in gerçek annesini arayışıyla koşut ilerleyen serüvende Batman ve Joker’in yolları Bekaa Vadisi’nde kesişir. Joker’in Robin’i öldürdüğü bu unutulmaz hikâyede (Starlin ve Aparo, 1988b: 35-43) gelişmeler onu Etiyopya’da Humeyni’den bir iş teklifi almaya kadar götütür. Joker, teklifi kabul eder ve İran’ın Birleşmiş Milletler’deki elçisi olur. İran Hükümeti, Robin’in intikam ateşiyle yanan Batman’in sorun çıkaracağını düşündüğünden durumu ABD Hükümeti’ne haber verir. Hükümetin Batman’i Joker’den uzak durması ve bir diplomatik kriz çıkmaması için ikna etmek için gönderdiği kişi ise Süperman’den başkası değildir (Starlin ve Aparo, 1988c: 12-13, 18-22)  Bu arada Joker’in politik kariyeri de hızlı bir açılışla başlar. Joker, Birleşmiş Milletler’deki konuşmasında “Büyük İslami İran Cumhuriyeti adına konuşmaktan gururlu” olduğunu, “bu ülkenin mevcut liderleri ve kendi arasında delilik ve balık sevgisi gibi pek çok ortak nokta bulunduğu”nu vurgular. Hem kendisinin hem İran’ın ortak sorunun ise “saygı görmemek, istismar edilmek ve küçümsenmek” olduğunu ve buna artık izin vermeyeceklerini açıkladığı konuşmasını öldürücü gazını BM Genel Kurul üyeleri üzerinde denemeye çalışarak sonlandırır ve fakat Superman’in de yardımıyla Batman planı bozar ve bir kez daha Joker’in hakkından gelir (Starlin ve Aparo, 1989: 13-22).

Resim 2: Joker’in Diplomatik Dokunulmazlığı ve Kısa Süren Politik Kariyeri


Joker’in en az gerçekte kim olduğu ve nereden geldiği kadar gizemli, bilinmezliklerle ve tutarsızlıklarla dolu bir özel hayatı vardır. Bir zamanlar evli olduğunu öğrendiğimiz hikayaler olsa da bundan asla emin olamayız. Joker’in hayatını şekillendiren şeyin suç işleme güdüsü olduğu ve Batman’e yönelik saplantısından dolayı çevresinde kendisine gerçekten ilgi duyanları pek önemsemediği söylenebilir. Joker’i merkeze alan Death Of The Family (“Ailenin Ölümü”) anlatısı, Joker’in kayboluşunun ardından ortaya çıkan Joker fanatiklerinden oluşmuş çeteler arasında özel bir yeri olan The League of Smiles’la tanıştırır bizi sözgelimi. “Joker’de aklı başında olmayanları kendine çeken bir taraf” vardır. Deliler için bir ilham kaynağıdır o. (Layman, Fabok ve Clarke, 2013: 2-8).[x]

Bu düzlemde Joker’in erkek kimliği, ilk bakışta, neredeyse kadınların kendini asla gerçekten anlayamayacağını düşünenen, düşmanıyla mücadeleyi gönül ilişkisinin önüne koyan ve fakat tam olarak erkek kimliğinin bir onaylayıcısı olduğu için kadını büsbütün kenara da bırakamayan çizgi roman süper kahramanının standart profiline uyar.

Paul Dini ve Bruce Timm işbirliğine dayanan ve aynı sayı içinde başlayıp biten bir tek-hikâye (one-shot)  olan The Batman Adventures: Mad Love (“Çılgın Aşk”) bu çerçeveyi mükemmel bir biçimde örnekler. Hikaye, bir Batman hikayesinden çok aslında Joker ve ona umutsuz bir biçimde âşık Harley Quinn’in hikayesidir. Batman’in anlatımıyla Quinn, henüz genç bir kızken bir jimnastik bursuyla Gotham State Üniversitesi’ne kabul edilir, ancak asıl amacı üniversitenin prestijli psikoloji bölümünden mezun olmaktır ve bunu “çalışmadan” başarmayı becerir (ki burada Quinn’in hocasıyla birlikte olarak bunu sağladığını gösteren, en azından ima eden iki kareye yer verilir) (Dini ve Timm, 1994: 10-11). Quinn’in –ki asıl adı Harleen Quinzel’dir- bu orijin hikâyesini tamamlayan anılarından öğrendiğimiz kadarıyla Joker’le tanışması staj için gittiği ve Gotham’ın süper suçlularının bulunduğu Arkham Akıl Hastanesi’nde olur. Quinn “yüksek notları nedeniyle istediği başka yerlerde de staj yapabilecekken” burayı tercih eder, zira bu türden tehlikeli, aşırı uç kişilikleri “daha heyecan verici ve meydan okuyucu” bulmaktadır. Joker’i ilk kez Arkham sakinlerinin tutulduğu odalardan birinden görür ve Joker’in çapkın göz atma jestini Quinn’in odasına bıraktığı “bir ara görüşme” davetini tamamlamasıyla Joker’le yakınlaşmaya başlar. Joker, ilk olarak Harleen Quinzel ismiyle biraz oynanırsa Harley Quinn adının ortaya çıkacağına, bunun da “eğlencenin ve havailiğin ruhu” olan “klasik palyoço/soytarı” karakteri Harlequin’i anımsattığına dikkat çeker.[xi] Bu çağrışım ise Joker’in deyişiyle Quinn’le yakınlık kurmasını kolaylaştırır. Sonraki günlerde Joker, Quinn’e geçmişini anlatmaya başlar. Hastanenin sorumlularından Dr. Leland’ın Joker’in güvenilmezliğine yaptığı vurguya rağmen Quinn bu seanslar vasıtasıyla Joker’i tanımaya kararlıdır. Joker bu iç dökme seanslarında çocukluk yıllarına gider ve babasının onu sürekli dövdüğünden bahseder. Ki bu, Nolan’ın The Dark Knight’ında Joker’in yüzünün nasıl bu hale geldiğini anlatırken kullandığı “biribiriyle çelişen” öyküleri anımsatır (Riegler, 2009: 10).[xii] Joker, babasını sadece bir kere mutlu gördüğünü söyler. Babasıyla o henüz yedi yaşındayken bir sirke gitmişlerdir ve babası oradaki palyoçonun şovuna çok gülmüştür. Bunun üzerine Joker, kendisinin de babasını mutlu edebileceğine ve onu güldürebileceğine karar verir. Babasının bardan döndüğü bir akşam karşısına onun pantolununu giymiş olarak çıkar, tabii bir palyoço numarasına yakın bir biçimde pantolon ayak bileklerindedir, “Selam Baba! Bak bana!” diye bağırdıktan sonra düşer ve pantolunu yırtar. Bu anıya Quinn ile birlikte katıla katıla gülerler ama Joker bir ekleme yapınca Quinn’in yüzü değişir: “Ve sonra burnumu kırdı.” Quinn’in bu noktada yaşadığı şoku Joker’de göremeyiz. Joker, durumu doğal karşılayan bir edayla “espriyi anlamayanlardan daima eleştiri/darbe almanın komedinin kötü tarafı olduğunu” söyler ve ekler: “Tıpkı babam ya da Batman gibi.” Seanslar ilerledikçe Quinn, Joker’in “dünyayı soytarılıklarına (antics) güldürmeye çalışan kayıp, yaralanmış bir çocuk” olduğuna ikna olur ve Batman’in temel işlevinin de “hayatı Joker için katlanılamaz kılmak” olduğunu düşünür. Nihayetinde “hastasına âşık olur.” Daha sonra Joker, hastaneden kaçar ve fakat Batman tarafından yakalanır. Quinn, Batman’in yeniden hastaneye getirdiği Joker’i yara bere içinde görünce gözyaşlarını tutamaz, onu oradan çıkarmaya karar verir, bir kostüm dükkanına gidip bir  Harlequin kostümü alır, hastaneye döner ve güvenlik görevlilerini alt ederek Joker’i kurtarır. Birlikte oldukları süre içinde Quinn’in hayali Joker’le “bir yuva kurmak” ve mutlu mesut yaşamaktır ama büyük bir engel olarak aralarında Batman vardır (Dini ve Timm, 1994: 10-11, 20-36).[xiii]

Resim 3: Harley Quinn’in rüyası: Evli, Mutlu, Çocuklu! (Duvar süsüne dikkat!)


Joker’in Komiser Gordon’a yönelik başarısız saldırı girişimiyle açılan bu macerada Joker, sürekli olarak Quinn’i yolunda gitmeyen planları için suçlar. Joker, çalışma masasının başında büyük planlar yaparken Quinn’in onu baştan çıkarma çabalarına tahammül edemez. Batman’i aşağılayarak yok etmenin peşindedir ve Quinn’in “Neden onu vurmuyorsun?” sorusuna Batman’in ölümünün bir başyapıt olması gerektiğini söyleyerek cevap verir. Zira amaç Joker’in dehasının reddedilemez bir biçimde kanıtlanmasıdır ve Quinn durumu anlayamamıştır. Bu açıdan Quinn’in popüler kültür kahramanlarının yanındaki yol arkadaşı, “patron”a hayran ikinci adam, bir side-kick özelliği taşıdığı söylenebilir. Kurtlar Vadisi’ndeki Memati’nin Polat Alemdar’a duyduğu hislerin, romantik bir kadın-erkek ilişkisine transfer edilmiş hali gibidir Quinn-Joker ilişkisi. Quinn’in Batman’i kastederek Joker’e sorduğu “Neden onu vurmuyorsun?” sorusunu Memati’nin “Neden İskender’i Öldürmüyoruz Usta?” (Bora ve Bora, 2010: 28-37) sorusuyla birlikte düşünebiliriz sözgelimi.

Resim 4: Hep İş, Hep İş…


Quinn, Joker’in tüm kötü muamelelerine rağmen “katil bir psikopat palyoçoya umutsuzca âşık olmanın” dertlerinden vazgeçmez. Batman’i suçlar, onu Joker’le aralarına girmekle itham eder. Çare, Batman’i yok etmektir tabii ki. Joker’in üzerinde çalıştığı Batman’i “gülen Piranha’lara yedirmek” şeklindeki harika planı (Joker için sorun Piranhaların nasıl güleceğini bir türlü bulamamasında kilitlenir) uygulamaya geçirecektir.  Joker için sorun olan şeyi de çözmüştür: Baş aşağı bakıldığında Piranhalar sanki gülümsüyormuş gibi gözükmektedir! Bu heyecanla Batman’e, Joker’in büyük bir katliam planladığını bildirir, onunla buluşur, onu bayıltmayı başarır ve Batman kendini ayaklarından tavana sılmış, kafası Piranhalar’la dolu bir büyük akvaryumun içine girmek üzereyken bulur (Dini ve Timm, 1994: 1-7, 12-19, 37-44)[xiv] Quinn, ona Joker’le olan romantik gelecek planından bahsedince Batman nadiren yaptığı bir şey yapar ve korkutucu bir kahkaha atar, Joker’in “kendisinden başka kimseyi sevmediğini” söyler. Quinn acı gerçeği kabul etmek istemez, Joker’in ona en mahrem sırlarını anlattığını söyler. Ama Batman alaycılığını sürdürür: “Sana ne anlattı Harley? İstismarcı babasıyla ilgili hikâyeye mi, yoksa alkolik annesiyle ilgili olanı mı?” Quinn-Batman diyaloğu, Batman’in Quinn’i Joker’i olay mahalline çağırmaya ikna etmesiyle son bulur. Joker, en büyük düşmanının yardımcısı tarafından kendisine sunulacak olmasının gerilimiyle olay yerine intikal eder. Yol boyunca da aklında Batman’in diğer düşmanlarının, Penguen’in, Bilmececi’nin (Riddler), İki Yüz’ün (Two Face), Batman’in bir kadın tarafından yakalanmasıyla ilgili olarak kendisine edeceği alaylı sözleri düşünür (“İşte Joker geliyor. Kızarkadaşı Batman’i öldürmüş adam!”, “Mr. Harley Quinn” vb.). Nihayetinde Joker, olay yerine geldiğince önce Batman’e değil, Quinn’e saldırır. Zira Quinn, “eğlencesiyle onun arasına girme” cüretini göstermiştir. Joker’in darbesiyle odanın camından fırlayıp aşağı düşen Quinn’in kaderini Joker’inki izler. Batman, Joker’i bir kez daha alt eder. Quinn hastanede “artık takıntı, delilik ve Joker yok… En sonunda o pisliğin gerçekte ne olduğunu gördüm” diye düşünür ve iyileşip hasteneden çıkma planları yapar. “Onun için herşeyden vazgeçtiğin ve karşılığında hiçbir şey kazanmadığın bir adama bu kadar bağımlı olmak nasıl bir histi?”[xv] diye soran eski dostu Dr. Leland’ın sorusuna hayalkırıklığı içinde cevap verecekken son anda yanıbaşındaki vazoda duran gülü ve üzerinde yazan “Çabuk İyileş. J.” notunu görür ve sevinçle cevap verir: “Bir öpücük gibi” (Dini ve Timm, 1994: 45-64).[xvi]

Aslına bakılacak olursa, Joker’in puslu geçmişi onun gerçekte kim olabileceği fantazilerini de tetikler.[xvii] Neil Gaiman ve Andy Kubert’in olağanüstü Batman hikâyesi, Pelerinli Suvari’ye Ne Oldu?’da Batman ölü olarak karşımıza çıkar. Bir tabutta kendisini uğurlamak için yapılacak son seramoniyi beklemektedir. En büyük dostları ve düşmanları onu uğurlamak için biraraya gelirler. Kedi Kadın’dan Joker’e kadar herkes oradadır. Tabutun başında durup gelen misafirlere onunla ilgili anılarını, gerçekte nasıl öldüğünü kendi versiyonlarıyla Rashomon’vari bir şekilde anlatırlar. Sıra Batman’in, yani Bruce Wayne’in sadık hizmetkârı Alfred Pennyworth’e geldiğinde, Alfred kendi gençlik günlerinden başlar anlatmaya. Gezici tiyatroların veda günlerine yaklaşırken kendisi de bu tiyatro ekiplerinden biri içinde yer alır.[xviii] Kılık değiştirmekten, makyajdan, sahnede olmaktan ve alkışlanmaktan mutludur. Babasının ölümüyle Wayne ailesinin yanına gider ve asli görevine başlar. “Onlar” aynı zamanda “kendi ailesidir” de. Sonra o meşum olay gerçekleşir ve Bruce öksüz ve yetim kalır. Bruce’un Batman’e dönüşüm sürecinde yanında sadece Alfred vardır. Ona göz kulak olmaya devam eder. Başlangıçta her şey yolundadır, Bruce daha mutludur artık. Ama bu uzun sürmez ve Bruce savaşacak suçlu bulamaz olur ve karanlık ruh haline geri dönmeye başlar. Alfred bunun üzerine eski bir tiyatrocu arkadaşından “Efendi Bruce’un dikkatini çekebilmek” için “bilmeceler soran bir suç dehasını” oynamasını ister ve böylece Riddler doğar. Bruce’u oyalamak için Riddler gibi başka karakterlere ihtiyaç doğar sonra. Alfred arkaşlarından “Efendi Bruce için bir iyilik” istedikçe kâh Penguen’i, kâh Kedi Kadın’ı icat ederler. Ama hiç biri yeterli olmaz. Alfred’in deyişiyle Bruce’un daha büyük bir şeye, daha özel bir düşmana ihtiyacı vardır: “Ahab için bir Moby Dick, Holmes için bir Moriarty” gibi bir şeye. Ve böylece son büyük rolünü oynamaya karar verir sadık uşak Alfred. Beyaz sahne makyajı ve kırmızı bir ruj, yeşil bir peruk, mor bir takım elbise ve bir gülümseme… Joker böyle doğar ve onu çok seven biri tarafından Batman’i mutlu etmek için söylenmiş bir yalandan başka bir şey değildir. Batman, her şeye rağmen, tüm deliliğine rağmen “iyi bir dedektif”tir ve bir gün bu yalanları öğrenir. Ancak yalanlara inanmayı sürdürmek ister. Riddler’ın karıştığı bir rehin alma vakasına müdahale etmek ister ama kendisi Batman olduğuna gerçekten inanmaya başlarken Riddler da bir oyuncu değil, gerçekten Riddler olduğuna inanmaya başlamıştır ve Batman’i vurur. İşte Alfred’in hikâyesinde Batman’in ölümü böyle gerçekleşmiş bir trajedidir (Gaiman ve Kubert, 2009: 24-34).[xix]

Resim 5: Sadık Uşak Alfred’in Dönüşümü: “Her Şey Efendi Bruce İçin…”


Batman’in kim olduğuna dair bir başka alternatif öykü, Brian Azzarello ve Eduardo Risso ikilisinden gelir. Alternatif bir DC Comics evreninin anlatıldığı devasa anlatı Flashpoint’in Batman: Knight Of Vengeance (“İntikam Şovalyesi”) bölümünde Batman, Bruce Wayne değil; Bruce’un babası, “öfke problemleri”yle boğuşan Thomas Wayne’dir. Zira Batman’in yolculuğunu başlatan silahlı soygunda bu kez ölen Bruce Wayne’in anne ve babası değil, bizzat Bruce’dur. Çocuklarının ölümünden sonra Thomas ve Martha Wayne için hayat cehenneme döner. Thomas, Batman olarak suçla savaşır. Martha içine kapanır, dünyadan kopar, tedavi çabalarına yanıt vermez. Thomas bu arada oğlunu öldüren soyguncu Joe Chill’i öldürür (Azzarello ve Risso, 2011c: 5-12) Bu arada Joker, Harvey Dent’in çocuklarını kaçırmıştır (Azzarello ve Risso, 2011a: 7-8). Batman ve Komiser Gordon, Joker’in izini sürerken, Joker’e önce yaklaşan Gordon olur. Joker’i görür ve ateş eder ama öldürdüğü Joker’in kendisi gibi görünmesini sağladığı Dent’in çocuklarından biridir (Azzarello ve Risso, 2011b: 14-16). Joker, şaşkınlığın şokunu üzerinden atamamış Gordon’u öldürür. Batman ise Gordon’un öldürülmesine engel olamasa da olay yerinde Joker’le karşı karşıya gelir. Joker, oğlunu kaybettikten sonra deliren eşi Martha’dır (Azzarello ve Risso, 2011c: 12-21).

Resim 6: Başka Olasılıklar, Başka Hayatlar, Başka Kahramanlar…


Batman: Gülen Adam’da, çokça işlenen bir tema olarak, Joker’in aslında Batman’in kovaladığı bir başka suçlu “Red Hood” olabileceği teziyle karşılaşırız. “Red Hood” bir kimyasal fabrikasında bir kimyasal atık tankına düşer ve mucize eseri kurtulur. Ama görünüşü tamamen değişmiştir. Bununla birlikte bu macerada Joker’in “gerçek kimliği”ni hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz anımsatılır, zira Joker’in “parmak izleri hiçbir veri tabanında yok”tur (Brubaker ve Mahnke, 2005: 42-46, 64)[xx]

Alan Moore ve Brian Bolland’ın gelmiş geçmiş en iyi Batman öykülerinden birisi olan The Killing Joke’unda (“Öldüren Şaka”) ise Joker’in gerçekte kim olduğuna dair en “mantıklı” açıklama karşılar bizi. Joker, “Joker’e dönüşmeden önce”, başarısız bir stand up komedyenidir. Yaşadıkları berbat apartman dairesinde hamile eşine ve üç ay sonra doğacak bebeklerine daha iyi bir hayat sağlamak için didinir, ama bir türlü dikiş tutturamaz. Kahramanımız eşi Jeannie’ye karşı sorumluluklarını yerine getiremeyen bir “ezik” olduğunu düşünür. Onun temel derdi kendi deyişiyle “bir baba ve eş olarak kendini kanıtlamak”tır. Labaratuvar asistanı olarak başladığı kariyerine yeteneği olduğuna inandığı için komedyenliğe geçerek son vermiştir. Parasızlık onu yeni tekliflere açık hale getirir ve bir zamanlar çalıştığı kimyasal tesiste yapılacak bir soygun için kendisine yapılan teklifi kabul eder. Ona bu teklifi sunanlar kendisinin hiçbir şekilde tanınmayacağını zira olay anında “kırmızı metal bir başlık” takacağını söylerler. Joker’e dönüşecek kahramanımız daha bir ay önce Kırmızı Başlıklı bir adamın (“Red Hood”) dahil olduğu bir soygundan haberdar olduğu için biraz tereddüt eder.  Ama bir kereye mahsus olan bu iş, onu ve ailesini fakirlikten kurtaracaktır. İşi kabul ettiği gün eşini “milyonda bir olabilecek” saçma bir kazada kaybettiğini öğrenir. Ama her şey bu kadarla da kalmaz. Soygun için gittikleri eski işyeri olan kimya işleme tesisinde Batman’den kaçarken kimyasal atık havuzuna düşer ve kırmızı başlığından kurtulduğunda artık o Joker’dir (Moore ve Bolland, 2008: 14-15, 22-23, 29-30, 36-38).

Joker, tek tek suç işlemekten kitlesel ölümlere kadar geniş bir faaliyet alanına sahiptir ve “Gotham şehrinde işlenen tuhaf ve korkunç suçların müsebbipi”dir (Riegler, 2009: 8). Örneğin Batman: Gülen Adam’da tüm şehrin suyunu zehirleyerek Gotham halkının tamamından kurtulmak ister (Brubaker ve Mahnke, 2005: 59-62).[xxi] İnsanların sevdiklerini zarar vermekten özellikle haz duyar. The Killing Joke’ta Müfettiş Gordon’un kızı Barbara’yı vurur. Gordon’u kaçırır ve eski bir lunaparkta onu delirtmek için elinden geleni yapar. A Death In The Family’de Batman’in sadık yol arkdaşı Robin’i öldürür. Temel argümanı “kendisiyle başkaları arasında hiçbir fark olmadığı”dır. Zira “aklı başında bir adamı deliliğe sürüklemek için tüm gereken tek bir kötü gündür.” Joker için sadece kendisi değil, Batman de bunun canlı kanıtıdır ve Batman de en az onun kadar delidir: “Sahi aklı başında bir adam niye uçan bir fare gibi giyinsin ki?” Joker, “dünyanın kötü bir şaka olduğunu anladığında” delirmekten başka bir seçeneği olmadığını görür. Belki de bu yüzden hayatındaki her şey, kendisine hayran olanlar, Harley Quinn ve diğerleri onun için önemsizdir. Çünkü, Death of The Family’de Kedi Kadın’ın söylediği gibi, aslında “Batman’e aşık”tır, ki Joker de bunu kabul eder: “Tabii ki öyle. Çok bariz değil mi bu?” (Nocenti ve Sandoval, 2013: 41). Bu devasa öykünün kapanışında Joker, Batman’a neden geçen bunca zaman içinde kim olduğunu ifşa etmediğini, gerçekte bir zamanlar kim olduğunu bulamadığını sorar ve Batman’in “çünkü seninle eşleşen bir DNA yoktu” cevabına aldırmaz. “Neden beni öldürmedin?” diye sorar ve “çünkü o zaman sen kazanırdın” cevabını da inandırıcı bulmaz. Cevap ona göre çok basittir: Joker’e göre Batman, onu dostlarını sevdiğinden daha çok seviyordur (Snyder ve Capullo, 2013:8-9). Bu aşk, karşılıklıdır. 1975-1976 yılları arasında yayılan 9 sayılık müstakil The Joker serisinin ilk sayısında da vurgulanan bir husustur bu aslında. Öyle ki Joker, Batman’i diğer Batman düşmanlarıyla da pek paylaşmak istemez. Sözgelimi Twoface’i “Batman’in kendi dengi” olduğunu anımsatatarak hırpalar (O’Neill ve Novick, 1975: 16).

Benzeri bir özel bağa dikkat çeken The Killing Joke’un sonunda Batman, Joker’i yakalayıp buna bir son vermeleri gerektiğini, birlikte çalışabileceklerini, birbirlerini öldürmek zorunda olmadıklarını ve onu iyileştirebileceğini söylediğinde Joker çok geç olduğunu ve tüm bunların ona bir fıkrayı anımsattığını söyler. Fıkraya göre; iki deli bir gece akıl hastanesinden kaçmaya karar verir ve hastanenin çatısına çıkarlar. İki kaçaktan biri çatıdan diğer binanın çatısına atlamayı başarır, diğeri ise düşmekten korkar ve atlayamaz. Bunun üzerine diğer taraftaki deli “Bende bir elfeneri var” der ve el fenerinin ışığını çatılar arasındaki boşluğa tutup arkadaşına yürüyebileceği bir yol yapabileceğini söyler. Atlamaktan korkan diğer deli kafasını sallar ve şöyle der: “Neyim ben? Deli mi? Ya tam yolun ortasındayken el fenerini kapatırsan?” Joker’in fıkrasını bitirmesiyle Batman ve Joker, iki deli yağmurun altında kahkalar atar, gülüşleri yağmura karışır (Moore ve Bolland, 2008: 45-46). Bu, Joker ve Batman arasındaki yakınlığın resmedildiği önemli anlardan biridir. Batman, düşmanlarına dönüşebileceğinin, bir gün Joker gibi olabileceğinin gerilimiyle de yaşar. Andreas Reichstein’ın da altını çizdiği üzere, Joker ve Batman evrenindeki diğer kötü karakterler de zaten “Gotik kötü”ler olarak aynı zamanda “Batman’in kötü tarafını yansıtır ve veya kontrolünü kaybederse ne olacağını, neye dönüşeceğini temsil eder”ler (Reichstein, 1998: 346-347).

Bu kötü karakterlerin en büyüğü olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz Joker’in geçmişi boş bir yazım yüzeyidir. Joker, onu her seferinde yeniden yazar. Hatırlamak gibi, şeyleri olduğu gibi zihninde canlandırmak ve anlatmak gibi bir derdi yoktur öncelikli olarak. Zira nihayetinde Joker için “hatırlamak tehlikelidir” ve geçmiş “endişe verici, kaygı dolu bir yerdir” (Joker burada geçmiş ve gerilim arasında kurduğu bağa işaret etmek için kendine özgü esprilerinden birini yapar: “The Past Tense”) (Moore ve Bolland, 2008: 28) Sanki sonsuz bir “şimdi”nin içinde yaşamak ister. Onun için “şu an gibisi yoktur” (Kidd ve Taylor, 2012: 37).  Kolenic’in işaret ettiği üzere, Joker’in geçmişini bilmememiz ile onun nereye gittiğini ya da geleceğinin ne olduğunu bilmememiz arasında bir bağ vardır. O, sadece geçmiş düzeyinde değil, şimdi ve gelecek düzeyinde de tutarlı ve açık bir anlatıdan azadedir (Kolenic, 2009: 1030-1031.) Death of The Family’nin finalinde Joker, Batman ona gerçek adını söylemek istediğinde ölmek pahasına bunu duymak istemez sözgelimi. Kendi kimliğinin ifşası, hele en büyük düşmanının ağzından ifşası, her şeyi mahvedecektir onun gözünde. Batman’in de anladığı gibi, sadece kendi gerçek adını Batman’den duymayı değil; Batman’in aslında kim olduğuna dair de bir şey öğrenmeyi ve sihri bozmayı hiç istemez aslında (Snyder ve Capullo, 2013: 22-23, 27).

Resim 7: Batman de en az Joker kadar deli olabilir mi?


Buraya kadar çizmeye çalıştığımız portreye biraz daha yakından bakalım. Bu noktada ilk olarak söylenmesi gereken şey, Kellner’in ifade ettiği üzere, tıpkı Tim Burton’ın filmi Batman’deki (1989) gibi “Joker’in anarşist enerjisiyle kıyaslandığında, Batman’in depresif, düşük enerjili, pasif ve bir biçimde sıkıcı” olduğudur (Kellner, 2013b: 162).[xxii] Acaba bunun nedeni Joker’in kendisiyle mesafesinin olmaması ya da bir başka deyişle bir sınır hissiyatının uzağında yaşaması olabilir mi? Batman’in bir maskesi ve kostümü olması, o maskeyi ve kostümü çıkardığında Bruce Wayne olarak, yani saygın ve zengin bir playboy olarak, görkemli bir sermaye imparatorluğunun veliahtı olarak varolabileceği bir dünyanın mevcudiyetiyle de bağlantılıdır. Oysa Joker için böyle bir ihtimal söz konusu değildir.[xxiii]

Langley’in vurguladığı gibi, “Joker’in alter egosu yoktur” ve – Joker’in durumunda da gördüğümüz gibi – “Persona maskenin kendisidir, hatta özü itibariyle dış dünyayla etkileşime geçerken kullanılan bir maskeler toplamıdır.” Bu durum, özneye “farklı durumlara farklı nitelikler setiyle yaklaşma imkânı tanır ve üstelik bu niteliklerin hepsi de eşit derecede hakiki olabilir” (Langley, 2012: 235). Dikkate değer bir başka husus olarak Joker’in, maskeli bir kahramandan, örneğin baş düşmanı ve ebedi takıntısı Batman’den farkının, kendinde bir sentez sunmaması olduğu söylenebilir. Yani Joker, saf olarak, öz itibariyle kötü erkek kahramanın deliliğini sunar bize. Onun özrü ya da bahanesi yoktur. Oysa Batman kendinde bir sihirli formül, tehlikeli bir sentezdir. Adından da anlaşılacağı gibi hem Yarasa hem insandır.  Reichstein bu noktada “insan doğasının ikili yönünü göstermek için hayvanları bir araç olarak kullanmak” fikrinin bir Gotik roman geleneği olduğuna dikkat çeker. Ona gore “Bruce Wayne, Dorian Gray, Dr. Jekyll, ve Dr. Moreau” gibi karakterler “insan ve hayvan arasındaki sınırı bulanıklaştırırlar.” Bu açıdan Bruce Wayne “Yarasa Adam” olarak aslında bir “insan hayvan, iyi ve kötü karışımı”dır (Reichstein, 1998: 346).

Popüler kültür kahramanları özelinde bir erkeklik krizinden bahsedilecekse, bu maskeli kahramanlardan çok maskesinin altında başka bir yüz olmayan yahut maskesi, kendi yüzüne dönüşmüş, kendi yüzünün gerçekten nasıl olduğunu unutmuş kahramanlar için daha geçerli bir ihtimal olabilir. Yine Langley’in vurguladığı gibi, maske bir anonimlik imkânına işaret eder ve nihayetinde “anonimlik, insanları farklı davranmaya ya da olağan olandan daha aşırı davranmaya iter.” Üstelik bu anonimlik “bireyselliğin/kendilik bilincinin dışına çıkma” (deindividuation) durumuna da yol açabilir (Langley, 95-96). Joker’in, Batman’den farklı olarak, elinde bu türden bir anonimlik imkânı yoktur. O, maskenin ardına gizlenme şansından yoksundur. Cassidy ve Stevenson, Jr.’ın dikkat çektiği üzere, bazen hipermaskülinite, “tehlikeli ve öngörülümez bağlamlarda yaşamaktan doğan kırılganlık ve güçsüzlüğü saklayan bir maske olarak -“hyper-mask-ulinity”- işlev görebilir” (Cassidy ve Stevenson, Jr, 2005: 57). Dolayısıyla Joker’in neredeyse karikatürize diyebileceğimiz erkeklik halleri, hipermaskülinitenin sembolik olarak da saklanamaması ile bağlantılı olarak da düşünülebilir. Bu noktada genel bazı sonuçlar çıkarmadan önce bir başka popüler kültür mecrasına, daha yerel bir örneğe, yayınlandığı dönemde çok popüler olmuş ve Türk dizi tarihi içinde özel bir yere konmaya hak etmiş bir dizinin kahramanına ve onun tradesinin bize anlattığı hikâyeye dair birkaç noktaya değinelim.

Bir Parantez: İhanetin Ayırdığını İntikam Birleştirir mi? Ya da Ezel Bize Ne Anlatıyor?

Ezel, Türk televizyonlarında gelmiş geçmiş en iyi ve en popüler dizilerden biridir. 2009 (Show Tv) ve 2010 (ATV) sezonlarında oynamış, gösterildiği süre boyunca ve sonra da sahne ve replikleri tekrarlanan, izleme süresinin dışında da gündelik hayatın bir parçası haline gelen, kült bir dizidir. Dizinin konusu, arketipal bir hikâye olan Monte Kristo Kontu’na benzer: Bir ihanet ve intikam hikâyesi. Ömer, mütevazı bir mahallede, marangoz babası, kör annesi ve erkek kardeşiyle birlikte yaşamaktadır. Ağabeyi gibi gördüğü Kerpeten Ali’nin oto tamirhanesinde çalışır. En yakın arkadaşı Cengiz’dir. Mahalleye sonradan gelen Eyşan’a âşıktır. Bu iyilik timsali genç, arkadaşlarının ve sevdiği kadının kurduğu tuzağa düşerek işlemediği bir suçtan hapis cezasına çarptırılır. Suçun gerçek failleri Ali, Cengiz ve Eyşan, soygun parasıyla kendilerine yeni bir hayat kurarlar. Eyşan Cengiz’le evlenir, üçünün ortak olduğu bir kumarhane işine girerler. Ömer, hapishanede bilge bir adam olan Ramiz Dayı ile tanışır. Uğradığı ihanetin acısı ve şaşkınlığı içindeyken Dayı ona el uzatır, kol kanat gerer. Cezaevinde çıkarılan bir yangınla, Ömer kendini öldü göstererek dışarıya çıkmak ve yeni bir hayata başlamak fırsatını bulur. Bu fırsatı ona sağlayan, Ramiz Dayıdır. Ömer, mütevazı, temiz ve saf karakterinden çıkıp yeni bir karaktere bürünür: Ezel. Yüz değiştirme ameliyatıyla başlayan süreç, giyim kuşam, davranış, jest vb. öğrenmeyle devam eder. Ramiz Dayı’nın yanında, onun hayatının aşkı olan Selma da devrededir.

Bu sahneler, Türk filmlerinden hatırlayabileceğimiz “yabani kızın ehlileştirilmesi” hikâyesini andırır. Bir farkla: Orada eğlenceli bir kişisel gelişim olarak izlediğimiz dönüşüm, Ömer’den Ezel’e dönüşümde amaca kitlenmiş bir sertlik taşır. Saflıktan “hayat adamlığı”na, zayıflıktan tümgüçlülüğe doğru. Gelişim kadar kayıp da vardır burada ve her bir aşamada hem izleyici hem de Ömer’in kendisi, bu kaybın farkındadır: Masumiyet kaybı. Masum kurbanlıktan acımasız müntekimliğe. Belli ki sıradan insandan süper kahramanlığa geçiş, bütün inisiyasyonlarda olduğu gibi, bir kurban vermeyi gerektirmektedir.

Ömer’in süper kahraman olmak uğruna vazgeçtiği tek şey masumiyeti değildir; yüzüyle birlikte, masumiyetinin koruyucusu olan ailesinden de vazgeçmiştir. Ama bu vazgeçiş, o kadar kolay olmaz; tıpkı bir başka Türk süper-kahramanı Polat Alemdar gibi, Ezel de ailesinden uzak durması, sadece intikam planına yoğunlaşması gerektiğini kendine tekrarlayıp durur ama bunu başaramaz.[xxiv] Ramiz Dayı’nın dediği gibi:  “Ne kadar değişirsen değiş, nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı.”

Ezel’le Joker’in hikâyelerini birbirinden farklılaştıran şeylerden biri budur: Her ikisi için de maske/yüz ayrımı yoktur, bu anlamda geleneksel süper kahramanlardan ayrışırlar, her ikisi de “karanlık tarafa” geçmiştir ama Ezel’in geçmişini ve karanlık tarafa geçişinin nedenini biliriz- geçmişinin masumiyet simgelerine bağlı kaldığı için dönüşüm tamamlanmamıştır; kurban ölmemiştir. Joker’in geçmişi ise durmadan yeniden anlatılan, hep değişen, yalanlarla gerçeklerin karıştığı bir hikâyedir; geçmişten kalan bir şey varsa da biz onu bilmeyiz, kurban ölmüştür.

Karanlık ve aydınlık taraflar arasındaki sınırın zaman zaman bulanıklaşması bakımından da bu iki hikâye birbirlerine benzer. Batman’da Joker’in kötülüğünden emin olabiliriz[xxv] ama Batman’in iyiliğinden o kadar emin olamayız. Nitekim Joker’in aslında “efendi Bruce’u meşgul etmek için” yaratılmış olduğuna o kadar kolay iknâ olmamız da bundandır. Batman iyidir iyi olmasına ama bu iyiliğe ne kadar güvenebiliriz, içindeki karanlık yanın varlığını sezdirdiği sahnelerde hissettiğimiz tekinsizliğin üstesinden nasıl gelebiliriz?

Ezel’de ise, karanlık tarafa geçen Ömer’dir; zaten orada olan düşmanlarından intikam almak üzere Ezel’e dönüşmüştür. Dolayısıyla, senaryoda “iyi” olan tek karakter, mazide kalmış bir özlem nesnesi, Ömer’dir. Bu özlemi sadece ailesinde, annesinde, kardeşinde değil, başta Eyşan olmak üzere, Ali ve Cengiz’de de görürüz. Hatta Ali’nin Bahar’a olan aşkında bile bu özlemin izini buluruz. Bahar, tıpkı Ömer’in ölümün ötesinden ışıldayan anısı gibi, hastalıkla kuşatılmış güneş ışığı gibidir: Adeta, cisimleşmiş masumiyet[xxvi].

Ama bir yandan da, burada da iyilik/kötülük sınırı bulanıktır: Ezel, Ömer’in masumiyetini feda etmişse de (ki dediğimiz gibi, bu da şüphelidir), bu fedanın bizi ikna edecek nedenleri vardır. Hem Ramiz Dayı hem de Ezel, aslında, “iyi nedenlerle kötü şeyler yapan iyi adamlar”dır (Spivey ve Knowlton, 2008: 51-63). Bu bakımdan, süper kahramandan çok, anti-kahramanlığa yakındırlar. Tam da böyle olduğu için, masumiyetin kaybedilecek olduğu kadar, kazanılabilecek bir şey de olduğunu düşündürürler. Hayat onları güçlü olmaya zorlamıştır, Ömer hem masum hem güçlü olamayacaktır. Ama Ezel, tümgüçlülüğü içinde, onu yeniden kazanmayı dener. Ömer bir kurbandır, Ezel ise adalet peşindeki fail. İkinci sezonun ana kötü karakteri Kenan Birkan’ın kişiliğinde, masumiyetinden hepten vazgeçmiş gerçek bir kötü buluruz örneğin, kurban değildir hiçbir zaman, Ömer’den farklı olarak.

Bu noktada, “saf kötülük” meselesine geliyoruz: Kimdir saf kötü? Ezel dizisinde Joker’le karşılaştırabileceğimiz üç “kötü” karakter vardır: Temmuz, Cengiz ve Kenan Birkan. Joker, amaçsız bir kötülüğün peşindedir, para ya da güçten çok, kötülüğün kendisi büyüler onu. Temmuz, kiralık bir katildir ama her sahnesinde, yaptığı işi sevdiğini, adeta katil olmak için doğduğunu hissederiz. Daha fazla para teklif edildiğinde hedefinden vazgeçmez mesela. Aynı sakin kararlılıkla cinayete kitlenir.  Cengiz, görünürde “yoksulluğun çamurundan kurtulmak için” işlemiştir bütün kötülüklerini ama dizinin 8. bölümünde anlattığı akrep ve kurbağa hikâyesi, bize başka bir şey söyler: Ali Cengiz’e “nasıl yapıcaz lan, Ömer bu, bizim Ömer” diye işlemek üzere oldukları suçun ağırlığını hatırlatmaya çalıştığında, Cengiz iyi niyetli kurbağayı sebepsizce sokan akrebin hikâyesini anlatır, “huyum bu” demiştir akrep! Kenan Birkan ise bir sebebi, bir hikâyesi olduğuna hem kendini hem bizi inandırmak ister: Sevdiği kadının (Selma) ve ağabey bildiği Ramiz’in ihanetine uğramıştır. Ama baştan beri biliriz ki, onun masumiyeti masumiyet değil, hep güçsüzlüktür aslında ve o hep kötü taraftadır. Sadakati zayıflığındandır, aşkı hasetle zehirlenmiştir. Yani, bu üç karakter, iyi sebeplerle kötü şeyler yapmazlar, sebepsiz kötüdürler.

Tıpkı Batman’le Joker’inki gibi, Ezel’de de düşmanla ilişki karmaşık bir örüntü izler: Düşmanlıkla hayranlık, nefretle büyülenme iç içedir. Cengiz, Ömer’i hep kıskanmış ve hep hayranlık duymuştur.[xxvii] Ömer’i tuzağa düşürüp ortadan kaldırdıktan sonra onun sevdiği kadınla evlenir, onun çocuğuna babalık yapar, onun ailesine oğulluk etmek ister- bu sonuncusunun önündeki engel, Ömer’in annesidir. Kenan, hayatının otuz yılını “Ramiz Abi” korkusuyla geçtiğini itiraf ederken, bunun korku mu yoksa arzu mu olduğundan emin olamayız- geceleri gözlerini kapatamazken, açtığında karşısında Ramiz’i görmekten korkmuş mudur, bunu istemiş midir bilemeyiz. Ramiz öldüğünde, “oh, artık rahat uyuyabilirim” dedikten az sonra Eyşan’a sarılıp gözyaşlarına boğulması, bu korkunun ve arzunun artık gerçekleşmeyecek olmasının boşluğundandır sanki. Bütün hayatını “hiçbir şey hissetmemek” üzere kurduktan sonra, o hayatın merkezindeki figürün yok olmasıyla darmadağın olmuştur. Benzer bir aşk/nefret durumunu, Ramiz Dayı’nın bilinçsiz yattığı hastaneye gidip onunla konuştuğunda da gösterir bize Kenan Birkan[xxviii].

Süper kahramanlar dünyasında, kadınlar hikâyelerin kilit karakterleridir ama failler olarak değil, arzu nesneleri olarak. Ezel’de de bu böyle; Eyşan ve Selma’yı iyi ve kötü kahramanların düşmanlığının sebebi olarak görüyoruz. Fazlası değil. Üstelik her ikisinin de bundan fazlası olma kapasitesine sahip kadınlar olduklarını sezerek. Ömer-Cengiz ve Ramiz-Kenan ilişkilerinde bu kadınlar, kötülerin iyilere duydukları arzu/haset karışımının aracısı gibi iş görüyorlar. Hem Cengiz hem Kenan, “kızı alıyor” ama hep bir eksiklik kalıyor. Bu eksikliği, kadınların ikisinin de iyi karakterleri sevmeye devam etmelerine bağlayabiliriz ama bize öyle geliyor ki, mesele bundan ibaret değil. “Kıza sahip olmak”, süper kahramanın güçlerine (ve aslında, masumiyetine) sahip olmak anlamına gelmiyor. Eksik olan bu işte: Kadınların birer arzu nesnesi olarak simgeledikleri şeyi, Selma’nın cenazesinde, Ramiz Kenan’a söylüyor: “İkimiz de gömdük şerefimizi oraya, Selma’yla”!

Sonuç:

Bu çalışma boyunca ele aldığımız iki farklı örnek bize farklı biçimleriyle popüler kültür anlatılarında sıkça kullanılan maske/yüz metaforunun, bu anlatıların bir başka önemli unsuru olan hipermaskülen özneye karşı bir tür meydan okuma olarak okunabileceğini gösterdi. Maske, yüzün kendisi olduğunda, başka bir suret, bir zamanlar sahip olunan asli suretin yerini aldığında hipermaskülen öznenin sınırlarının nasıl ve ne ölçüde zorlandığını göstermeye çalıştık.

Maske yüzün kendisi haline geldiğinde ne olur? Bunu sorarak başlamıştık. Süper kahraman fantezisi, asıl olarak bir dönüşüm hikâyesidir ve maske, dönüşümü simgeler. Maskenin ardında hep bir “gerçek” yüz vardır ve kahramanlık anları dışında, kahraman sıradan biridir.[xxix] Joker ve Ezel ise, maskesi yüzü olmuş iki süper kahramandır. Kahramanlık onlar için bir fantezi değil, gerçeğin ta kendisi gibidir- dönüşsüzce değişmek. Artık bir maskeden, personadan ibaret kalmak. Ramiz Dayı’nın dediği gibi: “Değişmek zordur yeğen; ama aynı adam olmak daha zordur. Hayat öyle yüklenir ki üstüne, durduğun yerde çatır çatır çatırdarsın.”

Hem Joker hem Ezel için için dönüşüm, “karanlık tarafa geçmek” anlamına gelir. Geri dönemeyecek biçimde. İkisi arasındaki fark, birinin mutlak kötülüğün simgesi, diğerinin ise tam anlamıyla anti-kahraman olmasıdır. Ama yazıda tartıştığımız gibi, Joker’in çoklu hikâyesi, onun mutlak kötülüğünden de emin olmamızı engeller. Peki, öyleyse bu iki süper kahramanı maskeli diğerlerinden farklı kılan nedir? Bize öyle geliyor ki, tam bu noktada başa, masumiyet problemine dönmemiz gerek: Bu ikisini iç sıkıcı Süperman’den ve Polat Alemdar’dan ayıran, trajik birer figüre dönüştüren şey, her ikisinin de ümitsizce kayıp masumiyetlerinin peşinde olmaları olabilir mi?

KAYNAKÇA

Adam Glass vd., “Part Three: Harley Quinn”, Scott Snyder ve Greg Capullo, The Joker: Death of the Family (The New 52), DC Comics, New York, 2013.

Alan Moore ve Brian Bolland, Batman: The Killing Joke (The Deluxe Edition), DC Comics, New York, 2008.

Andreas Reichstein, “Batman- An American Mr. Hyde?”, Amerikastudien / American Studies,Vol. 43, No. 2, 1998.

Ann Nocenti ve Rafa Sandoval, “Part Two: Cat Woman”, Scott Snyder ve Greg Capullo, The Joker: Death of the Family (The New 52), DC Comics, New York, 2013.

Anthony J. Kolenic, “Madness in the Making: Creating and Denying Narratives from Virginia Tech to Gotham City”, The Journal of Popular Culture, Vol. 42, No. 6,, 2009.

Bill Finger ve Lew Scchwartz, “The Man Behind The Red Hood”, The Greatest Joker Stories Ever Told (ed. M. Gold), DC Comics, New York, 1988.

Bob Kane ve Bill Finger, “Batman: The Legend Of Batman-Who He Is And How He Came To Be”, vol.1, no.1, DC Comics, New York, 1940a.

Bob Kane ve Bill Finger, “Batman: Batman With Robin The Boy Wonder”, vol.1, no.1, DC Comics, New York, no.1, 1940b.

Bob Kane ve Bill Finger, “Batman: The Joker Returns”, vol. 1, no.1, DC Comics, New York, 1940c.

Brian Azzarello ve Lee Bermejo, Joker, çev. E. Yerlikhan, Gerekli Şeyler, İstanbul, 2010.

Brian Azzarello ve Eduardo Risso, Flashpoint: Knight Of Vengeance, 1 of 3, DC Comics, Ağustos 2011a.

Brian Azzarello ve Eduardo Risso, Flashpoint: Knight Of Vengeance, 2 of 3, DC Comics, Eylül 2011b.

Brian Azzarello ve Eduardo Risso, Flashpoint: Knight Of Vengeance, 3 of 3, DC Comics, Ekim 2011c.

Brian J. Robb, A Brief History of Superheroes, Robinson, London, 2014.

Chip Kidd ve Dave Taylor, Batman: Death By Design, DC Comics, New York, 2012.

Denny O’Neill ve  Irv Novick, “The Joker’s Double Jeopardy”, The Joker, vol.1, no.1, DC Comics, New York, Mayıs 1975.

Douglas Kellner, Sinema Savaşları: Bush-Chaney Döneminde Hollywood Sineması ve Siyaset, çev. G. Koca, Metis, İstanbul, 2013a.

Douglas Kellner, “Media Spectacle and Domestic Terrorism: The Case of the Batman/Joker Cinema”, The Review of Education, Pedagogy and Cultural Studies”, 35:157–177, 2013b.

Ed Brubaker ve Scott McDaniel, Batman: “The Dark Knight Project”, no. 584, DC Comics, New York, Aralık 2000.

Ed Brubaker ve Doug Mahnke, Batman: The Man Who Laughs, DC Comics, New York, Şubat 2005.

Ed Brubaker ve Doug Mahnke, Batman: Gülen Adam, çev. B. Üner, JBC Yayıncılık, İstanbul, 2014.

Elaine F. Cassidy ve Howard C. Stevenson, Jr, “They Wear the Mask: Hypervulnerability and Hypermasculine Aggression Among African American Males in an Urban Remedial Disciplinary School”, Journal of Aggression, Maltreatment & Trauma, 11:4, 2005.

Elliot Maggin ve J.L.Garcia-Lopez, “A Gold Star For The Joker”, The Joker, vol.1, no.4, DC Comics, New York, Kasım-Aralık 1975.

Gail Simone vd., “Part Four: Batgirl”, Scott Snyder ve Greg Capullo, The Joker: Death of the Family (The New 52), DC Comics, New York, 2013.

Geoff Boucher, “ ‘Joker’ creator Jerry Robinson reflects on Gotham and the golden age”, http://herocomplex.latimes.com/comics/joker-creator-jerry-robinson-reflects-on-gotham-and-the-golden-age/, 6 Mayıs 2009.

Geoff Johns ve Gary Frank, Batman: Earth One, DC Comics, New York, 2012.

Geoff Johns ve Gary Frank, Batman: Yeni Dünya, çev. İ. Keskin, JBC Yayıncılık, İstanbul, 2014.

Jeph Loeb ve Tim Sale, Batman: The Long Halloween, DC Comics, New York, 2011.

Jim Starlin ve Jim Aparo, Batman: A Death In The Family, Book 1 of 4, no. 426, DC Comics, New York, Aralık 1988a.

Jim Starlin ve Jim Aparo, Batman: A Death In The Family, Book 2 of 4, no. 427, DC Comics, New York, Aralık 1988b.

Jim Starlin ve Jim Aparo, Batman: A Death In The Family, Book 3 of 4, no. 428, DC Comics, New York, Aralık 1988c.

Jim Starlin ve Jim Aparo, Batman: A Death In The Family, Book 4 of 4, no. 429, DC Comics, New York, Ocak 1989.

John Layman, Jason Fabok ve Andy Clarke, “Part One: Batman”, Scott Snyder ve Greg Capullo, The Joker: Death Of The Family (The New 52), DC Comics, New York, 2013.

John Carroll, “Death and the Modern Imagination”, Society, http://link.springer.com/article/10.1007/s12115-014-9823-9#, 19 Ağustos 2014.

Karl Kesel ve Terry Dodson, “A Harley Quinn Romance”, Harley Quinn, vol.1, no.1, DC Comics, New York, Aralık 2000.

Karl Kesel ve Terry Dodson, “A Heart Broken In Two”, Harley Quinn, vol.1, no.2, DC Comics, New York, Ocak 2001a.

Karl Kesel ve Terry Dodson, “Welcome To The Party”, Harley Quinn, vol.1, no.3, DC Comics, New York, Şubat 2001b.

Karl Kesel ve Terry Dodson, “Larger Than Life”, Harley Quinn, vol.1, no.5, DC Comics, New York, Nisan 2001c.

Len Wein, Walt Simonson ve Dick Giordano, Batman: “Dreadful Birthday, Dear Joker”, vol. 41, no.321, DC Comics, New York, Mart 1980.

Martin Pasko ve Irv Novick,  “The Joker Goes Wilde”, The Joker, vol.2, no.5, DC Comics, New York, Ocak-Şubat 1976.

Michael Spivey ve Steven Knowlton, “Anti-Heroism in the Continuum of Good and Evil”, The Psychology of Superheroes içinde, der. Robin S. Rosenberg, Texas: BenBella Books, 2008.

Neil Gaiman ve Andy Kubert, Batman: Whatever Happened To The Caped Crusader?, Part 1 of 2, Batman, no 686, DC Comics, New York, Nisan 2009.

Neil Gaiman ve Andy Kubert, Batman: Pelerinli Suvari’ye Ne Oldu?, çev. B. Üner, JBC Yayıncılık, İstanbul, 2014.

Neil Gaiman ve Simon Bisley, “Siyah Beyaz Bir Dünya, Batman: Pelerinli Suvari’ye Ne oldu?, çev. B. Üner, JBC Yayıncılık, İstanbul, 2014 içinde.

Paul Dini ve Bruce Timm, The Batman Adventures: Mad Love, DC Comics, New York, 1994.

Robert Greenberger, “The Joker”, The Essential Batman Encyclopedia, Del Rey Books, New York, 2008a.

Robert Greenberger, “Harley Quinn”, The Essential Batman Encyclopedia, Del Rey Books, New York, 2008b.

Scott Snyder ve Greg Capullo, “Conclusion”, Scott Snyder ve Greg Capullo, The Joker: Death of the Family (The New 52), DC Comics, New York, 2013.

Tanıl Bora ve Aksu Bora, “Kurtlar Vadisi ve Erkeklik Krizi: Neden İskender’i Öldürmüyoruz Usta?”, Birikim sayı 256-257, Ağustos-Eylül 2010.

Thomas Riegler, “The ‘Mastermind’: Personifications of Evil in the Cinema”, http://www.inter-disciplinary.net/wp-content/uploads/2009/02/riegler_paper.pdf, 2009, 14 Ağustos 2014

Travis Langley, Batman and Psychology: A Dark And Stormy Knight, Wiley, New Jersey, 2012.


[i] Burada bir ayrıntı verelim: Janet’in yüzü bandajlı halini Maxine Stuart oynarken, belki de güzelliğin etkisini arttırmak için bandajların açılmasından sonra yüzünü gördüğümüz Janet’e, Donna Douglas hayat verir (http://www.imdb.com/title/tt0734568/, 5 Ağustos 2014)

[ii] Douglas Kellner, The Dark Knight’ı “toplumsal kıyamet filmleri”ne benzetir ve filmin “11 Eylül’le alakalı ikonografiyle dolu olduğunu” söyler. Batman’in Joker’i yakalamak için temel insan haklarını ve bireysel özgürlükleri askıya almasını “Bush-Chaney’nin terörizm karşıtı politikasını meşrulaştırma” çabasına yakın görür. Bu açıdan film “kasvetli bir siyasal alegori”dir (Kellner, 2013a: 26-27). Bu doğrultuda ayrıca bkz. (Kellner, 2013b, s.163, 165). Thomas Riegler de The Dark Knight’taki Joker’i “kötülüğün nihai hali” olarak ele alır: “Joker, hayatın kaotik, anlamsız, değersiz bir şaka olduğunu iddia ederek ahlaki, felsefi ve entelektüel bir meydan okumayı formüle eder.” (Riegler, 2009: 1). Bu düzlemde değerlendirildiğinde Batman, Gotham şehri için düzeni sağlaması gereken bir mutlak otorite, bir tür Tanrı’dır. Belki de bu yüzden Batman’in bir şehir efsanesi olup olmadığını araştıran bir film ekibiyle ilgili Batman macerasında, film ekibinin sorularını yanıtlayan Two Face/Harvey Dent, “Batman gerçek olmasaydı bile, Gotham onu yaratmak zorunda kalırdı” der (Brubaker ve McDaniel, 2000: 28).

[iii] 14 Ocak 2008’de premiere’i yapılan The Dark Knight’tan sadece 8 gün sonra Ledger’ın henüz 29 yaşındayken evinde aşırı dozda ilaç kullanımı sonucunda ölü bulunması, kendisinin ve filmdeki karakteri Joker’in konumunu neredeyse efsaneleştirir. Ölümünden sonra Ledger, bu filmdeki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek oyuncu Oscar’ını, aynı dalda BAFTA ve Altın Küre ödüllerini de alır (http://www.imdb.com/name/nm0005132/bio?ref_=nm_ov_bio_sm, 9 Ağustos 2014).

[iv] Yeri gelmişken Batman’in ilk kez 1939 Mayıs’ında yayımlanan Detective Comics’in 27. sayısında ortaya çıktığını söyleyelim (http://batman.wikia.com/wiki/Batman) ve (http://dc.wikia.com/wiki/Batman_Vol_1_1, 9 Ağustos 2014).

[v] Joker’in çinileme ve kaligrafisi Jerry Robinson’ın elinden çıkmıştır. Robinson’a göre Joker karakterinin çıkışı iskambil kağıtlarındaki Joker karakterine dayanmaktadır. Karakter yaratıldığında “bunca yıl sonra hala konuşulacağı”nın farkında olmadıklarını söyler Robinson (Boucher, 2009). Öte yandan Bill Finger’in, Conrad Veidt’in 1928 yapımı The Man Who Laughs’taki halinin bir fotoğrafını getirmesi üzerine Bob Kane’in karaktere hayat verirken bu fotoğraftan hareket ettiği de aktarılır (http://batman.wikia.com/wiki/The_Joker, 9 Ağustos 2014). 1975 Mayıs’ında yayımlanan bağımsız Joker serisinde de Bill Finger’in Jerry Robinson’ın Joker’e dair çizimleri pek “palyoçovari” bulduğu için beğenmediği ve “kusursuz modelini” Veidt’in görünüşünde bulduğu malumatına yer verilir (O’Neill ve Novick, 1975: 19).  Bu malumatlara yer veren bir başka kaynak için bkz. (Robb, 2014, s. 87). Veidt’in görünüşü gerçekten de özellikle Joker’in ilk maceralarındaki haline çok benzemektedir. Bkz. (http://www.imdb.com/title/tt0019130/)

[vi] Joker’in kılık değiştirme marifetinin bir başka örneği için bkz. (Pasko ve Novick,  1976: 10).

 [vii] Krş. (Brubaker ve Mahnke, 2014: 8-9, 17, 20, 29, 31).

[viii] Bu macera; bu delilik halinin eglenceli bir örneği olarak Joker’in kendi doğum günü partisini düzenleyip devasa pastasının mumları olarak mum şeklindeki bombalara Batman, Robin ve Komiser Gordon gibi düşmanlarını bağlaması gibi ayrıntıları içerir (Wein, Simonson ve Giordano, 1980: 12-13). Joker bir başka serüveninde de “yasal olarak eylemlerinden sorumlu olmadığı için istediği her şeyi yapabildiği”ni söyler neşeyle (Maggin ve Garcia-Lopez, 1975: 10). Jeph Loeb ve Tim Sale’in başyapıtı “The Long Halloween”de kendisine “Sen delisin” diyen Batman’e “Gerçekten farketmen bu kadar uzun mu sürdü?” der, kaydedilmesi gereken bir başka delilik itirafı olarak. (Loeb ve Sale, 2011: 119).

[ix] 1988 Aralık-1989 Ocak döneminde yayımlanmış bu 4 sayılık öykünün yayımlanmaya başladığı yıl olan 1988’in 3 Temmuz’unda örneğin, bir Amerikan savaş gemisi (Vincennes), Basra Körfezi üzerindeki İran yolcu uçağını (Airbus A300) bir F-14 sanarak yanlışlıkla vurmuş ve uçaktaki 290 kişi hayatını kaybetmiştir. Bkz (“The Downing of Flight 655”, http://www.nytimes.com/1988/07/04/world/downing-flight-655-us-downs-iran-airliner-mistaken-for-f-14-290-reported-dead.html) ve (“The Forgotten Story of Iran Air Flight 655”, http://www.washingtonpost.com/blogs/worldviews/wp/2013/10/16/the-forgotten-story-of-iran-air-flight-655/, 17 Ağustos 2014).

[x] Küçük bir not olarak belirtelim: Quinn’i bu öyküde psikoloji bölümüne kaydolduğu söylense de kendisi serüvenlerinde karşımıza pskiyatr olarak çıkar (Kesel ve Dodson, 2001a: 4). Quinn’in “azimli, rekabetçi, dahi seviyesinde bir IQ’ya sahip, jimnastik bursuyla Gotham State Üniversite’sine gidip psikiyatri alanında uzmanlaştığı”na dair malumat veren macerası için bkz. (Kesel ve Dodson, 2001c: 7). DC Comics veri tabanında da Quinn’in mesleğinin psikiyatri olduğuna yer verilir (http://dc.wikia.com/wiki/Harleen_Quinzel_(New_Earth)). Ayrıca bkz. (Greenberger, 2008b: 1177).

[xi] Harley Quinn isminin ortaya çıkışıyla ilgili farklı bir yorum da Harley Quinn’in “Larger Than Life” macerasında karşımıza çıkar. Burada Dr. Harleen Quinzel’in, Joker’e “Bana Harley Quinn diyebilirsiniz. Harlequin gibi. Ortaçağ soytarısı olan…” dediğine tanık oluruz. Joker bunun üzerine bir kahkaha atar ve “Benimle flört mü ediyorsun Doktor?” diye sorar (Kesel ve Dodson, 2001c: 10).

[xii]Kolenic, “The Dark Knight”ta karşımıza çıkan Joker’in bu numarasını, onun kendine dair “bir anlatıyı red” tavrının parçası olarak görür (Kolenic, 2009: 1027).

[xiii] “The Joker: Death Of The Family”nin ikinci bölümü “Kedi Kadın”da Joker, yine babasından çocukken gördüğü zulmü, çöplüklerden bir leş yiyici gibi yemek arayarak yaşamak zorunda kaldığını anlatır. Kedi Kadın, bu masala inanmadığını söylediğinde Joker’in cevabı “Akıllı Kadınlara bayılırım, gel sana bir öpücük vereyim” olur (Nocenti ve Sandoval, 2013: 32-33).

[xiv] Burada Joker’in Harley Quinn’e duyduğu kayıtsızlığın nedeninin; asıl ilgi duyduğu kişinin Batman olmasıyla ilgisi olduğu kadar, Quinn’i kendisi için bir tür “oyuncak” olarak görmesiyle de ilgisi olduğu söylenebilir. Harley, Joker için biricik ve özel değildir, zira bir macerasında da belirttiği gibi kullanıp köşeye attığı, unutulmuş pek çok başka “Harley’ler” de vardır (Glass vd., 2013:  38).

[xv] Bu ve benzeri sorular Quinn’e başka maceralarında da yöneltilir. Sözgelimi Batman dünyasının temel kadın karakterlerinden biri olan Poison Ivy, Quinn’e –Joker’i işaret ederek- şunları söyler: “Sen güçlüsün Harley! Akıllısın! Zekisin! Bunu ilk tanıştığımızda farketmiştim. O sırtlana ihtiyacın yok! O, sadece seni kullanıyor? Neden ona sürekli dönüp duruyorsun?” (Kesel ve Dodson, 2000: 28). Poison Ivy’nin, Quinn’e yönelik bu türden uyarıları hep sonuçsuz kalır. Ivy’nin “Joker’e ihtiyacın yok, Harley! Hiç bir zaman da olmadı. Sen o sırıtan yaratık için fazla iyisin!” uyarıları Quinn’in muhayyilesinde döner durur (Kesel ve Dodson, 2001a: 3). Quinn’in Joker’i hayatından çıkarmaya karar verip uygulayamadığı sayısız örnek içinde en eğlencelilerinden biri, Quinn’in – Ivy’nin deyişiyle –“ vidası gevşek mankafadan ayrılıp bağımsızlığını ilan edişini” kutlamak için evinde düzenlediği kız kıza partidir. Tabi partinin konukları arasında Kedi Kadın gibi isimler vardır (Kesel ve Dodson, 2001b: 9). Travis Langley’e göre Quinn’in sorunu “bağımlı kişilik bozukluğu”dur: “Harley Quinn, kendini Joker’in imajında yeniden yaratır.” Bu açıdan, Langley, Joker-Quinn ilişkisi bir narsisist ile bağımlı kişilik arasındaki ilişki üzerinden ele alır. Bu ilişkide ikisi de aslında “aynı kişiye” aşık olsa da, bir süre sonra bağımlı kişiliğin bu hali narsisisti bıktırmaya başlar. Buna ek olarak Quinn’in –“eğer gerçekten bir psikotik olduğu” kabul edilirse-bir “paylaşılmış psikotik bozukluk”tan (paylaşılmış psikoz-folie à deux) muzdarip olması da mümkündür Langley’e göre (Langley, 2012: 202-203).

[xvi] Bu jest, bizi yanıltmasın. Joker romantizmle alakası olan biri değildir anlaşıldığı üzere. Örneğin; Death of The Family’de Batgirl’e evlenme teklif eder, ancak ona sunduğu yüzük Batgirl’in annesinin kesik parmağı üzerinde sunulmuştur. Zaten Joker, kadınların “hilebaz ve sadakatsizliğe meyilli” olduğuna inanır (Simone vd., 2013:  22, 39).

[xvii] Örneğin Tim Borton filmi Batman’de (1989) bir Gotham gangsteri, Jack Napier (Jack Nicholson) sağ kolu olduğu patronunun metresiyle birlikte olur. Bunu öğrenen patronu onu Axis Kimya fabrikasına bir baskın için gönderir, olay yerine polis ve Batman’in de gelmesiyle gelişen karmaşanın sonucunda Napier kimyasal dolu bir tanka düşer, öldü sanılır ama Joker’e dönüşmüş olarak döner. Bkz. (http://dc.wikia.com/wiki/Jack_Napier_(Burtonverse), 14 Ağustos 2014).

[xviii] DC evrenindeki diğer karakterler gibi Alfred’in de geçmişi yeni yorumlara hep açık olmuştur. Örneğin Geoff Johns ve Gary Frank’in Batman: Yeni Dünya’sında Alfred, Thomas Wayne ile birlikte operasyonlara katılmış ve onun hayatını kurtarmış bir savaş gazisidir. Wayne, Gotham’ın belediye başkanlığına adaydır ve güvenliğini eski dostu Alfred’e emanet etmeye karar verir (Johns ve Frank, 2012: 11-15). Krş. (Johns ve Frank, 2014: 11-15).

[xix] Krş. (Gaiman ve Kubert, 2014, s.22-32).

[xx] Krş. (Brubaker ve Mahnke, 2014: 41-45, 70). Bu genel kabul gören açıklama için ayrıca bkz. (Langley, 2012: 207) ve (Greenberger, 2008a: 194). Aslında bu açıklamanın kökeni, Detective Comics’in Şubat 1951’de yayımlanan 168. Sayısındaki “The Man Behind The Red Hood” macerasına dayanır. Hikâyede, Batman’den üniversitede misafir hoca olarak kriminoloji dersi vermesi istenir. Batman bir süre sonra öğrencilerine kendisinin de hiçbir zaman çözemediği bir dava olan “The Red Hood”dan bahseder. Bir fabrika soygunu sırasında Red Hood, Batman’in elinden kimyasal atık havuzuna atlayarak kurtulmuştur ve aradan geçen on yıla rağmen Batman, Red Hood’un öldüğüne mi yoksa emekli olduğuna mı dair bir ipucuna sahip değildir. Bu arada Red Hood, kampüste tekrar ortaya çıkar. Bir dizi kaçıp kovalamacının ardından nihayetinde gizem çözülür. Gerçek Red Hood, kampüste ilk eyleminde eski bir suçlu olan ve şimdi kampüste bahçıvanlık yapan Earl Benson tarafından yakalanmıştır. Benson, Red Hood’un suçlanacağını bildiği için onun kostümünü giyerek ve yüzünde hiçbir noktayı açıkta bırakmayan kaskını takarak suç işlemeye devam etmek istemiştir. Benson, Batman ve öğrencileri gerçek Red Hood’a götürdüğünde ise karşımızdaki Joker’den başkası değildir. Bu vesileyle Joker de gerçeği anlatır: Çalıştığı fabrikadan 1 milyon dolar çalıp emekli olmak isterken Batman’e yakalanmıştır. Kafasındaki kask aynı zamanda bir tür oksijen tüpüne sahip olduğundan, bir ucu nehre bağlanan kimyasal atık havuzundan yüzerek kurtulmuştur. Eve gittiğinde saçının yeşil, yüzünün bembeyaz olduğunu faketmiş ve kendi deyişiyle bir tür “şeytani palyoço”ya benzemiştir. Tam da bu noktada “yeni yüzünün insanları korkutabileceğini” düşünür. Kasasını soyduğu, iskambil kartı üreten bir firma olan “The Monarch Playing Card Company”e atıfla ve yüzünün yeni şeklini düşünerek kendisine iskambil destesinden bir isim seçer: Joker’i (Finger ve Scchwartz, 1988: 62-63). Burada küçük bir malumat ekleyelim: Moore ve Bolland’ın “Öldüren Şaka”sı ile Brubaker ve Mahnke’nin “Gülen Adam”ında, Red Hood’un soyduğu fabrikanın adı “The Monarch Playing Card Company” değil, “Ace Chemical Processing Inc.” (“Ace Kimyasal İşleme”)dir.

[xxi] Krş. (Brubaker ve Mahnke, 2014: 59-61).

[xxii] Bu farklılık, Neil Gaiman’ın “Siyah Beyaz Bir Dünya” başlıklı kısa öyküsünde Joker ve Batman tarafından da dile getirilir. Her ikisi de çizgi roman kahramanı olduklarını bilmekte ve yer alacakları öykünün provasını yapmaktadırlar. Ardından öykünün “çekimi”ne geçilir. Joker, Batman’in yer aldığı görkemli sayfa panellerinden ve kendisinin “hiçbir zaman böyle panelleri olmadığı”ndan bahsedince, Batman “Ne olmuş yani? Sen de konuşma yapıyorsun. Ben konuşma yapmıyorum” der. Joker’in ise cevabı: “Sen güçlü, sessiz tipsin; bense çılgın, konuşma yapan tipim” olur (Gaiman ve Bisley, 2014). Brian Azzarello ve Lee Bermejo’nun “Joker”inde de Joker’in yardımcısı Jonny Frost’un dediği gibi Joker “düşünceyle ilgilenmez”, zira onun için “her şey eylemle ilgili”dir (Azzarello ve Bermejo, 2010: 49-50). Joker’in bu karakter özelliğinin en belirgin bir biçimde karşımıza çıktığı yer Nolan’ın The Dark Knight’ıdır. Joker, Kolenic’in de belirttiği gibi, kendini basitçe ve temel olarak “şeyleri yapan” kişi olarak görür. Kendi ağzından da ifade ettiği o “arabaları kovalayan bir köpek” gibidir (Kolenic, 2009: 1031). Söz edilen film üzerinden bir başka Joker değerlendirmesinde Carroll, Joker’in “bastırılamaz enerjisi ve canlılığı”ndan bahseder. Bu minvalde Freud’cu anlamıyla içkin bir kendini yok etme arzusu ile Nietzsche’ci insanın hiçliğe yönelme iradesi Joker’de somutlaşır ve belki de “Joker’in kuvveti, bu karanlık içsel güçle kurduğu kısıtlanmamış ilişkiden türeyen” bir şeydir (Carroll, 2014: 4).

[xxiii] “Death of The Family” serisinde Joker, bir yıldır kayıptır ve ve kaybolmadan önce yüzünü ait olduğu kendi kafasından ayırmak gibi bir jeste imza atmıştır. Döndüğünde ise yüzünü alır ve onu ipleri ve kayışı olan bir maske olarak kullanmaya başlar. Joker, kendi deyişiyle, yüzünden kurtulduğunda içinde kalan “insanlığın son izleri”nden de kurtulmuştur ve böylelikle artık, “saf içgüdü”den ibarettir (Glass, 2013: 31). Ancak burada yine de Joker’in maskesiz olduğunu, zira maske işlevi gören şeyin aslında yine kendi yüzü olduğunu iddia edebiliriz rahatlıkla.

[xxiv] Polat’la Ezel’in süper kahramana dönüşme hikâyeleri birbirine çok benzer: Sembolik bir baba (Aslan Akbey- Ramiz Karaeski), yüz değiştirme operasyonu, masumiyet kaybı. Polat’ın sevgilisi Elif, Eyşan’dan farklı olarak, hain değildir ve bu yüzden, tıpkı anne gibi, o da geçmişin üzerine titrenerek saklanan “kalıntı”lardandır. Tüm bu maske-yüz hikâyeleri içinde, insanın aklına maskesi yüze dönüşmüş bir başka karakter geliyor: Darth Vader. Acaba maskenin altında hala o yanmış yüzü olmasaydı, oğlu Luke Skywalker öldürebilir miydi onu?

[xxv] Ama o kadar kötüdür ki, saçmalık derecesindeki bu kötülük, kötü olma niteliğini kaybedebilir yer yer!

[xxvi] Üstelik Eyşan’ın ihanetinin nedeni onun hastalığıdır, bunu sonradan öğreniriz.

[xxvii] Tom Ripley ile Dickie Greenleaf ilişkisindeki erotizm dozu yüksek özdeşleşmeyi hatırlamamak elde mi?

[xxviii] Haluk Bilginer’in bu tür “tirad”lardaki başarısını Masumiyet filminden de hatırlıyoruz; her ikisinde de hiçbir zaman masum olmamış karakterlerin olmayan bu şeyin kaybına isyan ettiklerini izledik. Belki de kayba değil ama hiçbir zaman kazanamayacak olmaya isyan ediyorlardır.

[xxix] Aslında, “fıtratında” değişim olan türler bile “gerçek” hallerine dönerler: Kurt adamlar, Hulk vb.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s