Adalar Modalar

EJDERHA SMAUG’UN HAZİNESİ

SPARHAWK

Kocaman bir hazinenin üstünde uyuyan Ejderha Smaug, Bilbo Baggins’in ondan aldığı küçücük bir parçanın eksikliğini hissederek yüzlerce yıllık uykusundan uyanır. Bilbo’ya kimsenin kolayca karşı koyamayacağı bir teklifte bulunur: “Gel yanıma! Yine bir şeyler al, burada daha fazla var.”

Ama Hobbit’de Bilbo, Yüzüklerin Efendisi’nde yeğeni Frodo, yani Baggins’ler cezbedeci, baştan çıkarıcı hiç  bir şeye kapılmazlar. Güce tevessül etmezler. Tolkien bir nevi bu dünyaya müdanasızlığın sayfalar boyunca hikayesini anlatır.

Koleksiyonlar, müzeler, kitaplıklar, ambarlar veya banka hesaplarımız bana bazen Ejderha Smaug’u, bazen Varyemez Amca ve içinde yüzdüğü kasasını hatırlatır. Distopik hikayelerin, filmlerin en trajik sahnelerini dev müzelerin ıssızlığı, kimsesizliği oluşturmuyor mu? İnsan evrende kalıcı olabilmesini sağlayacak şeyi bulamıyor bir türlü.

İnsanoğlunun ne zamandan beri biriktirdiği konusuna gelirsek, sanırım Cennet’te kendisi için aldığı ilk şey olan o meşhur elma vakasıyla birlikte biriktirmeye başladığına inanmamız yönünde güçlü deliller var.

Bu kıssa aynı zamanda bize hatırlatır; bedeli ağırdır, saklamanın, almanın, sahip olmanın.

Kuran-ı Kerim ve Tevrat’ta geçen bir başka Ejderha Smaug öyküsü ise Kārûn’un (Tevrat’ta Korah) öyküsüdür. Servetinin büyüklüğünü anlatmak için 300 katırda taşınan hazine anahtarlarından söz edilir. Hz. Musa’ya karşı çıkışının bedelini evinin ve kendisinin yerin dibine geçirilişi ile öder.

Geriye kıssadan hisse olarak; “Kārûn kadar zengin” sözünden başka bir şey kalmaz.

1001 Gece Masalları’nın en unutulmazlarından biri olan Ali Baba ve Kırk Haramiler biriktirenlerin kötü sonun masalıdır.

Haçlı Seferleri’nin, Batı Roma’yı yıkan Kavimler Göçü’nün, Çin Seddi’nin ana sebeplerinden birinin biriktirenlerle biriktiremeyenler arasındaki mücadele olduğunu söylemek abartılı olmaz.

Tarihin bir noktasında elmasların, altının, zümrütün, mücevherlerin yerini timsahlar, kertenkeleler, dinozor dişleri nasıl aldı? Richard Holmes’un Merak Çağı adıyla dilimize çevrilen çalışmasının alt başlığı şu soru yer alır: “Romantik Dönem Kuşağı Bilimin Güzelliğini ve Dehşetini Nasıl Keşfetti?”

Holmes, temel olarak bilim devriminin başlangıcını iki ana bölüme ayırıyor. Newton, Locke, Hooke ve Descartes gibi isimlerle, Londra’da kurulan Kraliyet Cemiyeti ve Paris’te kurulan Bilimler Akademisini bu birinci dönemin belirleyicileri olarak gösteriyor. Bilimin bu ilk döneminin “Ortak dili Latince, geçer akçesi matematikti.”

İkinci dönem yani Romantik bilimin tarihte denk düştüğü yerin koordinatlarını Holmes şöyle ifade ediyor: “Kaptan James Cook’un 1768’de yola koyularak ‘Endeavour’ güvertesinde dünyanın çevresini ilk kez dolaştığı yolculuk ve Charles Darwin’in 1831’de demir alarak ’Beagle’ güvertesinde Galapagos adalarına  yaptığı yolculuktur.” Bu zaman aralığına Merak Çağı diyen Holmes,  Romantik bilimin ana ve tanımlayıcı mecazı olarak; “çoğunlukla tek başına çıkılan ve tehlikelerle dolu keşif gezisi” fikrini göstermektedir.

Bu dönemde cemiyetler artık sivil bir hüviyet kazanır. Jeoloji, Astronomi, Bilimsel İlerleme vb. isimlerle dernekler kurulmaya başlandı. Dickens’ın ilk popülerlik kazanan kitabı (bence en güzeli) Mr. Pickwick’in Serüvenleri’nde Pickwick Kulübü üyelerinin bilimsel gözlemlerde bulunması amacıyla Londra’dan yola çıkarak İngiltere’de yaptıkları gezileri anlatır. Dickens kulüp karar defterinden bir örneği ilk sayfada bize aktarır: “Birliğimiz, Genel Başkan, Pickwick Kulübü Üyesi Sayın Samuel Pickwick tarafından okunan ve ‘Hampstead Göllerinin Kaynağı Hakkında Tezler ve Dikence Balıkları Teorisi Üzerine Bazı Gözlemler’ başlığını taşıyan tebliği sonsuz bir haz ve kesin tasvip duygularıyla dinlemiştir. Birliğimiz bu vesile ile Genel Başkan, Pickwick Kulübü Üyesi Sayın Samuel Pickwick’e en kalbi teşekkürlerini sunar.”

Pickwick’ten yıllar sonra Phileas Fogg, Reform Kulüp’te girdiği iddia ile kendini ‘80 Günde Dünya Turu’ yaparken bulacaktır. 1873’de Jules Verne Dünya Turu için Fogg’u yola çıkardıktan 15 yıl sonra 1888’de 6 ay sonra National Geographic Dergisini yayınlayacak olan 2. Başkanı Graham Bell olan cemiyet kurulacaktı. Keşfin peşinde örgütlenmişti Avrupa.

Holmes, Romantik bilimin bugüne de miras kalan en önemli anlayışlarından biri olarak tek başına bilim uğruna yaşayan ‘dahi’ bilim adamı imajı olduğunu anlatır. Goethe’nin Faust’u, Shelley’in Frankenstein’ı bu anlayışın doruk noktalarını bize sunarlar. Geleceğe Dönüş filmlerinin çılgın mucidi Dr. Brown’da bu dönemin bize bir hediyesidir. Bir diğer özelliği ise Holmes’un “Eureka anı” fikridir. Kafanıza düşen bir elma yıllarca çalışmanızdan çok daha önemlidir. Romantik bilim, bir anda aydınlanmaya inanır, çalışmaktan çok.

Böyle Eureka anı aslında koca bir kıtaya; Avrupa’ya oldu. Fernand Braudel’i bile şaşırtan bir hızla, Avrupa’nın gerisinde olduğu İslam Dünyası’nı ve Çin’i geride bırakmasını sağlayan o günlerde, yeni bir ilgi alanı ortaya çıktı. Merak odaları diye çevrilebilecek Cabinets of Curiosity. Dünyayı keşfetme, sahiplenme kavgası,  dünyaya dair tecessüs, toplayıp saklama, sergileme yarışına dönüştü.

Bugünün müzeleri, hayvanat bahçeleri, sirkleri, sergileri, fuarları aslında temelini bu odalardan, kutulardan, dolaplardan almıştır. Elbette bu merak odalarının Almanca bir ismi de var: Wunderkammer…

Eldeki en eski merak odası kaydı Napoli’de 1599’da yapılan doğa tarihi odasının gravürüdür.

Resim 1

Aynı günlerde mahzun yüzlü şövalye Don Kişot (1605) kasabasını terk etmiş ilk yolculuğuna çıkmıştır. Kral Lear (1605) çocuklarının ihanetine uğramıştır. Dünya değişmektedir.

Aynı günlerde mahzun yüzlü şövalye Don Kişot (1605) kasabasını terk etmiş ilk yolculuğuna çıkmıştır. Kral Lear (1605) çocuklarının ihanetine uğramıştır. Dünya değişmektedir.

Dünyanın harikaları, tuhaflıkları pek anlamlı olmayan sınıflandırmalarla kendilerine yer buluyordu bu koleksiyonlarda. Bugün anladığımız anlamda düzenlenmedikleri gibi bir sergileme yöntemleri de yoktur. Ole Worm 1655’te kurduğu Musei Wormiani’nin hiçbir parçasını insanlara göstermezken (Resim 2) Levinus Vincent’ın Doğa Harikaları tiyatrosu adlı wunderkammer’i ziyaretçi akınına uğruyordu. (Resim 3)

Resim 2
Resim 3

Düzenleyicilerinin zekasını, zenginliğini ve zevkini yansıtma  aracıydı aynı zamanda merak odaları…

Resim 4
Domenico Remps, “Merak Dolabı”, 1960’lar


Dönemin en önemli özelliklerinden biri hermetizmdi. Doğayı doğru biçimde okumak amacı taşıyan ‘İşaretler veya imzalar doktrini’ de bu dönemde yaygındı. Paracelsus ve Galen’in öncülüğünü yaptığı bu görüşe Nicolas Culpeper astrolojik özellikler eklemişti. Bir hastalığa ancak o organa benzeyen bitkinin faydalı olacağı görüşüne dayanan doktrin o dönem çok taraftar bulmuştu. Yine “hafıza tiyatrosu” diye tanımlanan Giardino Bruno’nun görüşlerinden doğan, Giulio Camillo’nun geliştirdiği tasarı da merak odalarının temellerindeki fikirlerden biriydi. Buna göre bellek tiyatrosuna giren biri tam bir bilgin olarak oradan çıkacaktı.

Bu fikirler dünyayı anlama yolunda bir öneride bulunur merak dolaplarının özünde bu düşünce sistematiği yatmaktadır…

Resim 5
Augsburg’da yapılan ve her biri bir olaya ilişkin tek bir kağıt şeridinden oluşan, yaklaşık 1600’lü yıllardan bir kronik.

Jules Verne külliyatı’nın “Olağanüstü Yolculuklar” alt başlığını taşıması o yüzden şaşırtıcı değil. Dünya korkunç  bir merak ve keşif duygusuyla dolu bir dönem yaşadı.

Anatomist Frederick Ruysch egzotik kuşlar, kelebekler ve bitkiler dışında korunmuş organlarda sergiledi. Ruysch kızının da yardımıyla elindeki malzemeleri birer sahne oluşturmak için kullanıyordu. Küçük iskeletler keman çalıyor, mendilleri ellerinde ağlıyorlardı. Ayrıca seyretmeye gelenlere mum ışığında içecekler ikram ediliyor fonda çalan müzik gibi detaylar ihmal edilmiyordu. Şov dünyasının sırlarını çözen Ryusch’un koleksiyonu Amsterdam’da dünyanın 8. Harikası kabul ediliyordu. 

Resim 6

Parası olan herkes evlerini ilginç eşyalarla dolduruyordu. İlk keşif seferleri ve artan ticaret dünyayı olduğundan daha büyük hale getirmişti. Elbette insanlar bilimsel ve gerçek materyaller yerine çeşitli safsatalara da koleksiyonlarında yer veriyorlardı. Ejderha kanına veya efsanevi hayvanların iskeletlerine rastlama ihtimaliniz yüksekti. Keşifler çağıydı ve hayal gücünün sonu yoktu.

Cabinet of Curiosity koleksiyonları 4 ana kategoride (elbette Latince) değerlendiriliyordu.

Artificialia: İnsanlar  tarafından üretilen ve değiştirilen nesneleri ihtiva ederler. Antikalar sanat eserleri bu kategoride bulunurlar.

Viyana Doğal Tarih Müzesi’nde sergilenen 29.500 yıllık Willendorf Venüsü figürü, 1908 yılında bulunmamış olsaydı, bir merak odasında hala saklanıyor olabilirdi. 

Resim 7

Naturalia: Yaratıklar ve doğal nesneler (dişler vb.) içeren koleksiyonlardır.

Çok başlı hayvanlar, siyam ikizleri gibi bir anormallik sonucu ortaya çıkarlar. Mitolojide çok başlı yaratıklar ve tanrılar sıklıkla karşımıza çıkarlar. Merak odasının birinde çok başlı bir hayvanla karşılaşmanız içten bile değildir.

Resim 8

Naturalia kategorisinin alt kategorisi olan animalia’da çeşitli efsane yaratıklara; Basilisk (Resim 9) ve kimera (Resim 10) örneklerine de rastlayabilirdiniz.

Resim 9
Resim 10

Exotica: Egzotik hayvan ve bitkileri bir araya getiren çalışmalardır.

William Bullock’un 1819’da müzayedede satılan Cabinet of Curiosity terekesinden Londra Doğal tarih müzesi envanterine geçen sinek kuşu vitrini en güzel exotica örneklerinden biridir. İçinde 100 tane sinek kuşu bulunmaktadır.

Resim11

Scientificia: Bilimsel araçları kendisine ilgi alanı olarak seçen koleksiyonlar. Çağdaş tıbbi cihazların öncülerini, burada gösterilen enstrümanların teknik kullanımını ve estetik güzelliğini bir araya getiriyorlardı. (

Resim 12

Boney Pittmaan, Muses, Museums and Memories (Derin düşünceler, Müzeler ve Hatıralar) adlı makalesinde Cabinets of Curiosity hakkında şu yorumlarda bulunmuştur: “Merak odaları sadece tatmin olma, hoşça vakit geçirme mekânları değil, aynı zamanda bir öğrenme yapılarıdır; merak odaları toplumun egemen ve seçkin kesimine hitap etmektedir. Odalar içerisinde barındırdıkları bulgular, antikalar, mücevherler vb. ile sahibinin toplumsal sınıfını ve değerini temsil etmektedirler.” (

Resim 17

18. yüzyılın sonlarında, merak odalarının büyülü dünya görüşünün yerini modern müzecilikle birlikte akıl, düzen ve sistem aldı. Francis Bacon, modern müzelerin temel kuruluş felsefelerine öncülük etti. Müze, merak odalarının aksine, keşif için değil, öğretmek için tasarlanmış düzenli bir yerdi artık.

Rene Girard, Sanatın Dönüşümü’nün önsözünde Andre Malraux’tan bir alıntıda bulunur. “Malraux şimdiyi “dünyayı bedel ödemeksizin ele geçiren bir bilimin yanılsamasının yok olduğu zaman” diye tanımlar.”

1851 yılında Londra’daki Evrensel Sergi, 1900 Paris sergisi ve ardından gelen 1925 Köln ve 1935 Berlin sergileri olağanüstü şeylere yer verselerde merak odalarının şaşırtıcılıklarından uzaktı.

Her ne kadar etkinliğini kaybetse de edebiyatta etkisini sürdürmeye devam etti merak odaları: H.G. Wells’in Dr. Moreau’nun Adası romanı bir açık hava Cabinet of Curiosity’si değil midir?

Celine, Taksitle Ölüm’ünde dönemin ruhunu, merak çağının son temsilcilerinden biri olan Courtial de Pereires karakteri ile yansıtır. “Courtial de Pereires de durmadan üretiyor, hayal ediyor, tasarlıyor, çözüyor, bir şeyler ileri sürüyordu… dehası sabahtan akşama kadar kafasını fena halde genişletiyordu… hatta gece bile ara vermiyordu… fikirseline karşı şiddetle direnmesi gerekiyordu… sakınması kendini… görülmemiş bir işkence… herkes gibi uyuyacağına, peşinden hyller kovaladığından, yeni çılgınlıkların, merakların tepesinde dolanıyordu! Vınn! Uyku fikri toz oluyordu!.. imkansız hale geliyordu… Buluş akınına, kendi ateşine  karşı isyan etmese, uyuması asla mümkün olmazdı… Dehasını ehlileştirmek, eserlerinin toplamını yazmaktan daha zor olmuş, insanüstü bir çaba sarf etmesini gerektirmişti!…” Merak çağı 2. Dünya savaşıyla birlikte tamamen bitmişti. Merak çağının yerini kuşku çağı almıştı.

İki yüzyıl boyunca müzelerin hakimiyetinde geçen dönemin ardından, son zamanlarda tekrar canlanan Cabinets of Curiosity çalışmaları müzelerin örgütlenme ve sergileme konusundaki katı kuralcılıklarının bir sonucu olarak görünüyor.

Mark Dion, eski merak odasını yeniden icat eden ilk sanatçılardan biriydi. Projelerinden bazılarında eski dolapları hatırlatacak şekilde yeni koleksiyonları bir araya getirdi. 

Resim 13

Bazı müzeler bugün Cabinets of Curiosity tarzı sergiler düzenliyor.

Resim 14
Resim 15
Resim 16
Resim 17

Yeni Wunderkammer çalışmaları, orjinalinin dünya görüşünü yansıtmasa da onu şekillendiren büyünün kokusunu taşımaya devam ediyor.

Bugün keşfedilecek ne kaldı diye hayıflanarak sorabiliriz ama bazı düşünürler youtube vb. sosyal mecraları yeni ‘wunderkammer’ olarak niteliyorlar.

Ejderha Smaug binlerce yıl süren uykusu yüzünden derisine mücevherler yapıştığı için Altın Smaug adını alır. Neyi biriktiriyor neyi saklıyorsak aslında oyuz. Hazinemiz olarak gördüğümüz şeyle anılırız.

Dünya zaman içinde sadece merak odalarını kaybetmedi, şaşırmayı da, keşfetmenin heyecanını da unuttu.

Meraklısına notlar;

Modern bir örnek olarak tuhaf yaratıkların yönetmeni Guillermo Del Toro’nun hazırladığı Cabinet of Curiosities’i gösterilebilir.

Resim 18

Resim 20

Kendi Cabinet of Curiosities’ini oluşturmak isteyenler için, işe kokarca kafatası bulduğu altı yaşındayken başlayan Gordon Grice’in yol gösterici kitabını tavsiye ederim. 

Resim 19

Daha fazlası için Nandini Das’ın 2015’te BBC için hazırladığı ‘Cabinet of Curiosities’ belgeseli izlenebilir.

Showtime’ın unutulmazları arasına giren dizisi Penny Dreadful’un özellikle son sezonu Cabinet of Curiosity resmi geçididir. 

EJDERHA SMAUG’UN HAZİNESİ” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s