... · Yerden Yüksek

Beyazın Elli Tonu: Romanslarda Irkçılığa Karşı Uzun Mücadele

Romans dünyası, on yıllardır ırkçılık ve çeşitlilik hakkındaki hararetli tartışma tarafından bölünmüş durumda. Mutlu son umudu var mı?

Lois Beckett / 4 Nisan 2019

Geçen yıl, New York’taki Strand Kitabevi, çok popüler isimlerin katılımıyla bir panel düzenledi: Kadınlar Romansı İzah Ediyor! Daha panel başlamadan kapının dışından binanın öteki tarafına kadar uzanan bir kuyruk oluşmuştu. Konuşmacıların biri Afro-Amerikan tarihsel romansların ikonik yazarı Beverly Jenkins’ti – memnuniyet nidaları arasında davet edilirken izleyicilere bir öpücük yolladı. Diğer iki konuşmacı da geçen yılların parlayan iki yıldızı, Alisha Rai ve Alyssa Cole’du.

Panelin amacı belliydi: Çok uzun süredir her hücresine nüfuz etmiş ırkçılıkla bilinen bir endüstrinin değişmekte olduğunu göstermek. Yayıncılar, on yıllardır pek çok siyah romans yazarını sadece siyah okurlara hitap eden diziler içinde düşünüyor. Bazı kitapçılar siyah romansları beyazlardan ayrı, Afro-Amerikan raflarına koymaya devam ediyor. Genellikle kabul gören düşünceye göre, siyah yazarların kitaplarında kapağa siyah bir çiftin konması, satışlara zarar verir; bu nedenle de bu kitaplarda kapağa mücevher, sallanan sandalye ya da çiçek konmalıdır.

İkisi de siyah olan Jenkins ve Cole ile Güney Asyalı Rai, bu engellere karşı yıllardır savaşıyorlar.

Moderatör, “çeşitlilik” sorusunu önce Rai’ye soruyor. Rai’nin son kitaplarının “son derece çok kültürlü olduğunu ve geniş bir cinsel kimlik çeşitliliği içerdiğini” söylüyor; “bu nefes kesici hikâyeler içinde sadece aşk yok, başka pek çok şey de var”. Sonra susuyor.

Rai son derece sakin, soruyor: “Afedersiniz, bu bir soru mu?” Rai, romans yazarı olmanın yanı sıra, avukat.

Moderatör romansların çeşitlilik içermediği zamanlardan bahsetmeye başlıyor ama Rai sözünü kesiyor.

“Hâlâ tamamlanmamış bir işimiz var” diyor. “Ve mesele çeşitlilik değil. Gerçeklik.”

Sonra devam ediyor: “Burada meme uçlarından bahsedebilir miyim?”. Dinleyiciler kıkırdıyorlar. “Yıllar önce, yazmaya yeni başladığım sıralarda, biri bana şöyle demişti: ‘Ah, kadın kahramanın kahverengi meme uçlarının olduğu bir romana ilk kez rastladım’. Tabii çok şaşırdım. Bunu söyleyen, uzun zamandır romans okuyan biriydi. Söylediği şeyi düşündüm. Meme uçlarının çok çeşitli renklerde olduklarından emindim ama iş yazıya gelince, hepsi pembe, çilek rengi ya da pembe bir meyve rengindeydi!”

Bu noktada dinleyiciler kahkahaya boğuluyor, moderatör de. Rai şöyle devam ediyor: “Bir kitap böyle yazılmıştı, sonra 10 kitap, sonra insanlar bunları okuyup kendileri de kitaplar yazdılar, sonra bir de baktık ki, herkesin pembe meme uçları var! Böylece, gerçekte böyle olmadığını unuttuk.”

Jenkins şöyle bir doğruluyor ve “kitaplarımda hep kahverengi meme uçları var” diyor. “Okurlar diyor ki, durmadan pembe meme uçları hakkında okumaktan bıkmışlar!”

Yazarlar, ciddi insanların, yani erkeklerin, ne düşüneceklerine aldırmadan mutlu, seksi hikâyeleri sevme günahından bahsediyorlar. Konunun tamamen dışında olduğu halde romans üzerine konuşma hakkını kendinde görenlere sinir oluyorlar. Mesela 2017’de, New Yorker’ın eski editörü ve “saygın edebiyat adamı” kimliğinin canlı örneği olan Robert Gottlieb, New York Times kitap tanıtım ekinde, sezonun en iyi romansları hakkında yazdı. Romansın “sağlıklı bir tür” olduğunu söyledikten sonra “zararsız bence. Kadınlar neden hayal kurmasın ki?” diye ekledi! Tabii romans okurlarından öfkeli yanıtlar gelmekte gecikmedi; “patriyarkal göt” bunlar arasında en kibar olanlarından biriydi. Bunun üzerine New York Times, romanslar üzerine yazmak üzere kadın ve romans okuru olan birini istihdam edeceğini duyurmak zorunda kaldı.

Romansların kahramanlarıyla yazarları arasındaki zıtlıktan bahsetmek pek sevilen bir eğlencedir: Sıradan bedenleri, sıradan kıyafetleri olan sıradan kadınlar. Los Angeles Times’ta Amerikan Romans Yazarları Birliği’nin (RWA) 500 yazarın katıldığı ve ilki 1981’de yapılan yıllık konferansıyla ilgili olarak şöyle denmişti: “Çoğu 40-50 yaşlarında, gelinin annesi tipli kadınlar!”. Bu yorum, orta yaşlı kadınların seksle ilgilenmesi fikrinin yarattığı dehşet ile erkek yazarların James Bond’a benzememelerinin pek de dert edilmmesiyle birlikte düşünüldüğünde, aslında fazlasıyla tipik.

Bu küçümsemenin önemli bir kısmı, romans yazarlarının benzersiz başarılarından kaynaklanıyor tabii. Yazarların yaşlarına ya da “cazibe”lerine değil yeteneklerine göre başarı sağladığı ve neredeyse tamamen kadınlar tarafından yürütülen bir endüstri yarattılar. 40-50 yaşlarında, kendi kendini eğitmiş, çocuklarını büyütmüş bir kadının girip de başarı sağlayabileceği pek az meslekten biri, romans yazarlığı. Sadece muhtemelen değil, tipik olarak böyle. Ve romanslar da kitap endüstrisinin marjinal bir parçası değil; 2016 yılında Birleşik Devletler’deki kurgu kitapların %23’ü romanstı. Belli ki, bütün bunlarda tehdit edici bir yan görülüyor.

Türün bütün çeşitliliğine karşın, romans endüstrisinin kendisi, feci şekilde beyaz olmaya devam ediyor. Endüstrinin Oscar’ı sayılan Rita ödüllerine bakınca, bu durum açıklıkla görülüyor. Ama geçen yıl, hepimiz işlerin değişmeye başladığını düşündük. Alyssa Cole’un An Exraordinary Union’u pek çok ödül almıştı ve Rita’nın en güçlü adaylarından biriydi. Bu romans, iç savaş döneminde geçen bir siyah-beyaz aşkını anlatıyordu.

Mart 2018’de Rita ödülü finalistleri açıklandığında, An Exraordinary Union’un adı bile geçmiyordu. Eleştirilerde “istisnai bir başarı” diye nitelenen roman, pek az romansa nasip olacak şekilde New York Times’ın yılın dikkat çeken 100 kitabı arasına girmişti ama Cole’un meslektaşları olan ve isimleri bilinmeyen jüri tarafından finale bile seçilmemişti. Finalistlerin tamamı 19. Yüzyılda Britanya’da aristokratlara aşık olan beyaz kadınlar hakkındaydı.

Bunun üzerine Twitter’da siyah yazarlar öfkelerini ve hayal kırıklıklarını ifade ettiler. Romans endüstrisindeki ırkçılıkla karşılaşmaktan bıkmışlardı. Siyah bir yazar düzinelerce kitap yazmış olsa bile beyaz editörler tarafından ancak “gelecek vaat eden” bir yazar olarak görülebiliyordu. Yıllık konferanslardan birinde, okurların siyah, Asyalı ya da Meksikalı karakterlerle özdeşleşemediklerinden bahsedilmişti. Jenkins buna nasıl içerlediğinden bahsetti: “Kurt adamlarla özdeşleşebiliyorsunuz, vampirlerle özdeşleşebiliyorsunuz ama siyah Amerikalılar tarafından ve onlar hakkında yazılmış bir hikâyeyle özdeşleşemiyorsunuz, öyle mi?!”

Birleşik Devletler romans topluluğunun belkemiği RWA’nın yüze yakın şubesi var. Buralarda romans yazarlarına destek veriliyor. Bir bahar günü Carolina Romans Yazarları’nın bir toplantısına katılmıştım. Birkaç düzine kadın vardı ve toplantıya her zamanki gibi iyi haberlerle başlandı: “Wake County kütüphanesinde, diğer tarihsel kurgu yazarlarıyla birlikte bir sunum yaptım; hepimiz yazdığımız dönemin kıyafetlerini giydik” dedi biri, onay mırıltıları yükseldi. Bir başka yazar, yeni yayınlanan kitabından bahsederek orada bulunanlara teşekkür etti, onların desteğinin ne kadar önemli olduğunu söyledi. O da alkışlarla karşılandı. Son haber en heyecanlısıydı: Şubenin en kıdemli üyelerinden 74 yaşındaki Hannah Meredith, Rita ödülü adayları arasında olduğunu açıkladı. Büyük bir alkış koptu. Şube başkanı Nancy Lee Badger, en az Meredith kadar heyecanlıydu. Kendi şubelerinden bir Rita finalisti! Hem de 74 yaşında!

Sonra gündeme geçildi, 1.4 milyondan fazla kitabı satılmış olan Allie Pleiter “daha dinamik diyaloglar yazmak” hakkında bir sunuma başladı.

Toplantının sonunda, üyelere Rita ödülleriyle ilgili tartışma hakkında ne düşündüklerini sordum. Çoğu pek yakından izlememiş. İzleyenlerin tepkileri farklılaşıyordu. Meredith, “şaşırdım doğrusu” dedi, “siyahlar pek çok meslekte var, hiç de yeterince takdir edilmediklerini söylemiyorlar”. Genç bir kadın, “işte mesele de bu” diye yanıtladı. “Biz beyaz kadınlar olarak farkına bile varmıyoruz, çünkü imtiyazlıyız”. Bir başkası, yılın en iyi romansları listesini çıkardı, tek bir siyah yazarın kitabı bile yoktu. Çoğu, bunun ırkçılıkla bir ilgisi olmadığı fikrindeydi. Kendileri de ödül için başvurmuşlar ama kazanamamışlardı. Badger bu tartışmaya katılmadı ama sonradan 50 üyenin sadece üçünün siyah olduğunu, onların da toplantılara gelmediklerini söyledi. Uzun zamandır üye olan bir kadın, Kianna Alexander isimli bir siyah yazarın üç ya da dört yıl boyunca toplantılara geldiğini hatırladı. Ama sonra ekledi: “Karışık aile meseleleri vardı, gelmesi çok zor oluyordu”.

Kianna Alexander, Kuzey Carolina’nın küçük bir şehrinde, Raleigh’te, mütevazı bir evde yaşıyor. Yaşadığı mahallede komşuları her yere Konfederasyon bayrakları asıyorlar ve Alexander dışarı çıkarken kimliğini yanına almayı hiç unutmuyor ki sorulduğunda orada yaşadığını kanıtlayabilsin. Konuştuğumuzda, bir dönem Romans Yazarları Grubuna katılmayı çok sevdiğini söyledi. Ama 2016’daki seçim kampanyasında hisleri değişmiş. Trump’ın söylediklerinin kendisini korkuttuğunu, kızdırdığını ve hayal kırıklığına uğrattığını ama gruptaki arkadaşlarının bu duyguları paylaşmadıklarını anlattı. “Politika pek de önemli değil havasındaydılar.” Gerçekten de gidip gelmekte zorluk çekmiş ama ayrılmasının esas sebebi bu değilmiş: “Fazla sessizdiler. Seçimler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, hayatlarının pek fazla etkilenmeyeceğinden emindiler.”

Alexander, on yıldır kitaplarını yayınlıyor, önce küçük, bağımsız yayıncılarla çalışmış, giderek büyük yayıncılara ulaşmış. Başarısına karşın, siyah yazarların karşılaştıkları engellerin tamamen farkında. Bir sabah buluşup birlikte kitapçıya gittik; son kitabı raftaydı, aşk romanlarının yanında değil, “Afro-Amerikan” rafında, bir takım “manevi kılavuz”lar, rapçı Gucci Mane’in otobiyografisi, bütün zorlukları aşıp başarıya ulaşan siyah kahramanlarla ilgili “sokak edebiyatı” kitaplarının yanında.

Bunu yapanlar sadece kitapçılar değil. İş yayıncıda başlıyor. Örneğin, Harper Collins her ay 110 kitap çıkarıyor, bunların içinde her zevke uygun romans dizileri var. Alt türlere ya da “hararet” derecesine göre farklı diziler var. Alexander’ın yazdıkları, Kimani dizisi içinde yayınlanıyor. Bu dizi, tek bir kritere göre ayrılıyor: Irk. Kahramanlar her ırktan ve etnisiteden olabiliyorlar; yazarlar neredeyse tamamen siyah. Bu konudaki hisleri karışık: Bir yandan, Kimani’den çıkan kitabı daha öncekilere göre çok daha fazla satmış. Bunun siyah okurlar tarafından daha hızlı fark edilmeye bağlı olduğunu düşünüyor. Bir yandan da, böyle bir kategorileştirmenin basbayağı ayrımcılık olduğunu.

2017 Mayısında, Harlequin mali problemler nedeniyle aralarında Kimani’nin de olduğu beş diziyi kaldıracağını açıklamış. Bu dizinin yazarlarının diğer dizilere hızla entegre edilmesi durumunda kimsenin şikayet edeceği yokmuş ama aradan bir yıl geçtikten sonra, hâlâ ne olacağı belirsizmiş.

Harlequin’in siyah romansa ayrı bir dizi ayırması, göreli olarak yeni bir şey; 2006’dan sonra başlamışlar. Bundan önceki neredeyse yüz yıllık tarihleri boyunca, neredeyse hiç siyah kahraman yok. Aslında 1980’de, Vivian Stephens isimli karizmatik ve RWA’nın kurucuları arasında yer alan bir siyah editör Harlequin’de çalışmaya başladığında, işler bir süreliğine değişmiş. 1984 yılında Harlequin ilk kez siyah bir yazar tarafından yazılan ve kahramanları siyah olan bir romansı yayınlamış. Kitabın yazarı Sandra Kitt, yayınevinin Kanada’daki yöneticilerinin “okurların bu siyah kitap sebebiyle aboneliklerini iptal edebilecekleri”nden korktuklarını hatırlıyor. Kitap (Adam and Eva) yayınlanmış, sadece dört şikayet mektubu gelmiş. Ama Stephens işten kovulmuş. Sebebini hiçbir zaman söylemediklerini anlattı. Onun atılışından sonra Sandra Kitt’in kitaplarını yayınlamaya devam etmişler ama sadece beyaz kahramanlı olanları. Ta on yıl sonra, 1992’de, Terry McMillan’ın Waiting to Exhale’si yayınlanabilmiş. Bu roman, dört meslek sahibi siyah kadının romantik maceralarını içeriyor; anlaşılan endüstri siyah kadın okurların nasıl kârlı bir pazar olabileceğinin farkına varmış. Beverly Jenkins 1996’da, kahramanı siyah bir kadın olan romanı Indigo’yu yayınladığında, okurların bir romansta kendilerinin temsil edilmesi karşısında nasıl gözyaşlarına boğulduklarını anlattı.

1990’ların sonunda, beyaz bir yazar, Suzanne Brockmann, bir sonraki kitabında siyah bir kahraman yaratmaya karar vermiş. Şimdi kendisi de bunun bir tür “beyaz kurtarıcı” davranışı olduğunu kabul ediyor. Dediğine göre, Harlequin’e daha fazla siyah romanı yayınlamanın muhtemel ticari yararını göstermek istiyormuş. Brockmann’ın kitabını 1998’de basmışlar ama yayınevinin bu konudaki tutumu feciymiş. Yayıncısı demiş ki, “her zamankinin yarısı kadar bastığımız için, sen de yarım telif alacaksın; ne de olsa bu kitabı abonelerin hepsine gönderemeyiz”. Yine aynı hikâye: “Okurların tepkisi…” Brockmann’a bakılırsa, Harlequin’in reddettiği sadece siyah karakterler değil, Asyalı-Amerikalı karakterleri de istemiyorlar. Kendisi de sonra başka yayınevine geçmiş.

Bütün bu tecrübe gösteriyor ki, beyaz okurların siyah hikâyeleri okumaya daha açık olması önemli. Aynı zamanda, endüstrinin siyah hikâyeleri kararlılıkla dışlamasında, bu okurların ırkçılığının büyük etkisi var. Siyah yazarlar, kitap imzalatan beyaz okurların bunu siyah bir arkadaşları için imzalattıklarını söylediklerini çok duymuşlar; bir de, “siyah kadınlar için mutlu sonları inandırıcı” bulmadıklarını.

Siyah bir yazar, beyaz meslektaşının bir mektubunu gösterdi. Şöyle yazmış: “Sevgili Shirley, Whispers of Love’a bayıldım. Bu benim okuduğum ilk Afro-Amerikan romans. Sana biraz bağnazca gelebilir ama siyahların da tıpkı beyazlar gibi aşık olduklarını bilmiyordum. Sadece seksle yahut onların dedikleri gibi, ‘kavurucu arzuyla’ ilgili olduklarını sanıyordum. Ne aptallık. Aşk aşktır, hangi renkten, coğrafyadan ya da ulustan olursa olsun; seks de seks. Sanırım bu aptallıkta medyanın payı büyük.” Mektubun tarihi, 3 Haziran 1999!

2015’te Donald Trump Başkanlık seçimlerine gireceğini açıkladıktan sonra, RWA üyeleri arasındaki çeşitliliği daha çok gözetir, ırkçılığı daha çok konu eder oldu. Onca yıl hep istenmediklerini hisseden siyah yazarlar, birden bire “ikinci RWA” dedikleri bambaşka bir  iklimde buldular kendilerini.

Eski bir hukuk profesörü olan çok satan romans yazarı Courtney Milan’ın hız vermesiyle, bugün RWA romansta çeşitliliği gündemine almış durumda. Daha fazla siyah yazarın yönetimde yer almasını teşvik ediyorlar, yayıncılara çağrı yapıp siyah yazarları dışlamamalarını ihtar ediyorlar…

Tabii bu çaba 10.000 üyesinin %80’i beyaz olan RWA’da ciddi tepkilere yol açıyor (Birleşik Devletler nüfusunun ise sadece %61’i beyaz). Grubun şimdiki başkanı Helen Kay Dimon (kendisi de beyaz) beyaz üyelerden sürekli mektuplar geldiğini anlatıyor: “Kimse beyaz, Hıristiyan kadınların kitaplarını istemiyor” diye yakınanlar mı dersiniz, birliğin birden bire “politik doğruculuk” çizgisine sapmasını eleştirenler mi…

RWA’nın ilk üyelerinden biri olan Linda Howard’ın özel bir yazar forumuna gönderdiği mesaj, iç tartışmaların doruklarından biriydi: “Yönetimin sosyal konulara odaklanması, üyeleri kaçırıyor. Aslında bunun kendisi bir ayrımcılık!”.

Bu tartışmaların Twitter’a taşınmasıyla, iş iyice kızışmış. Pek çoğu, Twitter’ın görünmez kılınanlar için iyi bir araç olduğunu düşünüyor. Tabii bu yeni dinamiğe karşı, kabalık ve hatta tehditkârlık türünden suçlamalar da eksik değil. Alisha Rai ve Alyssa Cole (Milan’la birlikte, Twitter’daki tartışmada başı çekiyorlardı), “kaba kızlar” ya da “çeşitlilik zorbaları” diye etiketlendiklerini ama ırkçılıkla ilgili konuşmanın “kibar” bir yolu olmadığını söylüyorlar.

Onları rahatsız eden asıl şey, çeşitliliğin bir tür pazarlama strateji olarak görülmesi. “Daha fazla ayarlanmış evlilik, daha fazla şeyh, biraz daha bebek teması, daha çok alfa erkeği ve biraz daha çeşitlilik!!”.

Altın Rita heykeli her sene 13 kategoride veriliyor; en iyi erotik romanstan, en iyi paranormal romansa kadar. Ödül gecesi, kazananlar birer konuşma yapıyor ve kendilerine destek olan kadınlardan bahsediyorlar. Tabii başarısızlıklardan, ikinci ya da üçüncü iş olarak romans yazmaktan, yazarken kapıyı kapatmayı nasıl öğrendiklerinden… Kianna Alexander, Rita finalisti Hannah Meredith’le aynı masada oturuyor ve beyaz yazarlar arka arkaya çıkıp konuşmalarını yaparken kibarca alkışlıyor.

Törenin doruk noktası, hayat boyu başarı ödülünün Suzanne Brockmann’a sunulması sırasında yaşanıyor. Yazarın gey olan oğlu ödülü annesine sunuyor, Suzanne de ödülü aldıktan sonra, oğlu hakkında konuşmaya başlıyor. 2008 yılındaki konferansta, California şubesine eşcinsel evliliklerini yasallaştıran ilk eyalet oldukları için tebrik konuşması yapmak istediğini ama kendisine bu konunun tartışmalı olduğu ve bazı üyelerin rahatsız olabileceklerinin söylendiğini anlatıyor. “Çıkıp gitmediğim için pişman oldum. Onlara günlerini göstermeliydim. Ama çok kibardım, sesimi çıkarmadım.” Sonra esas meseleye geliyor: “RWA, görüyorum ki ulusunuzun ve yayın endüstrisinin dayandığı homofobik, ırkçı beyaz üstünlüğüne karşı mücadele vermek istiyorsun. Ama inanın bana, bu iş öyle kibarlıkla falan olmaz.” Brockmann muhtemelen bu sözlerin soğuk bir sessizlikle karşılanacağını tahmin etmiştir. Aksine, binlerce kadın ayağa fırlayıp çılgınca alkışlamaya başlıyor. Alexander’ın masasında Alexander da Meredith de sessizce oturuyorlar. Meredith, kollarını kavuşturmuş ve yanında oturan kız kardeşine, bu konuşmayı hiç tasvip etmediğini söylüyor. Alexander bu noktada sessiz kalırsa nasıl görünmez olacağının fena halde farkında, etrafını saran bütün o beyaz kadınların içinde.

Brockmann devam ediyor: “Şimdi konuşmanın ‘politik’ kısmına geliyorum. Gördüğünüzü, bildiğinizi, inanmanız söyleneni yazdığınızda, hiçbir siyahın ya da geyin bulunmadığı yerlerde geçen kitaplarınızı yazdığınızda, kökleri çok eskide olan dışlamayı ve korkaklığı sürdürüyorsunuz. Evet, size söylüyorum; beyaz, engelsiz, hetero, cis, Hıristiyan olduğunu iddia eden kadınlara. Bana ‘bütün beyaz kadınlar değil, çünkü sadece %53’ümüz bizi şimdi içinde yaşadığımız cehenneme soktu” demeyin! (2016 seçimlerinde beyaz kadınların Trump’a verdikleri oy oranına işaret ediyor). Konuşmanın sonunda, salondaki beyaz kadınların çoğu Brockmann’ı ayakta alkışlıyor. Alexander ayağa kalkıyor ve yumruğunu kaldırıyor.

Hannah Meredith Brockmann’ın konuşmasını alkışlamıyor. Ama dışarı çıkanlardan biri de değil. Törenden sonra dışarıda sigara içerken, konuşmanın kendisini neden rahatsız ettiğini açıklıyor: “Trump’a oy vermedim, o yüzden bu göndermeyi de üstüme alınmadım. Ama doğrusunu istersen fazla politik bir hava olduğunda, kendimi pek oraya ait hissedemiyorum.” Meredith’in bana söylediği şey, tam da Alexander’ın gruptan ayrılma nedeniydi. Bazılarının politikayı olmasa da olur bir şey olarak algılarken, diğerlerinin onu hayatlarını doğrudan biçimlendiren bir şey olarak yaşamaları. Alexander için Trump’un kampanya boyunca yürüttüğü ırkçı söylem, kendisine, eşine, oğluna yönelik bir tehditti. Onun politikadan uzak durma şansı yoktu.

Beyaz üstünlüğünün kınandığı RWA ödül töreninden sekiz ay sonra, açıklanan 80 kişilik Rita ödülü finalistleri listesinde sadece üç siyah yazar vardı.

Alexander, Rita ödülü finalistlerinin açıklanmasını izledi. Üyeliğini sürdürmeye karar verdi, çünkü bununla mücadele edilmesi gerekiyordu.

Şubat ayında Alexander, Harlequin’in Desire dizisiyle sözleşme imzaladı; kendisinden başka Kimani dizisinin beş siyah yazarı daha diğer dizilere geçmişti.

Uzuun bir yazıydı, kısalttım ve biraz da “serbest” çevirdim. Aslını okumak isterseniz: https://www.theguardian.com/books/2019/apr/04/fifty-shades-of-white-romance-novels-racism-ritas-rwa?CMP=share_btn_tw

Gözyaşlarına boğulan okurlardan birinin youtube videosu için: https://youtu.be/GGmcJnZtSnM

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s