Tüple Dalmak

Love, Lust or Run! – Sev, Arzula ya da Kaç!

“Love, Lust or Run” TLC kanalında yayınlanan bir moda-stil programı. Her şeye hâkim, moda ve estetik işini belli ki çoktan çözdüğünü düşünen bir kadın moda danışmanı, televizyoncu, yazar Stacey London’ın hazırladığı ve sunduğu bir format. Sadece kadınlar katılıyor bu arada programa. Bizde de çok yaygın olan bir konseptti bir dönem bu moda-stil- giyinme ve kombin formatları. Bu aralar yok artık zannediyorum. Bu ara yemek işiyle daha çok ilgileniyoruz. Bu moda programlarında genel olarak iki ana format hakim gibi geliyor bana. Birincisi nasıl giyineceğini bilemeyen ve bir tarz oluşturmak için önerilere ihtiyacı olan kadınların başvurmayı tercih ettiği tür.  Diğeri de “en iyi kombini ben yaparım”, “en tarz sahibi zaten benim” diyen genç kadınların her gün hafta içi yayınlanan programlarda modacılara kendilerini beğendirme yarışına girdikleri ve birbirlerini yedikleri bir diğer program formatı. Love, Lust and Run ilkine daha çok benziyor. Bu programa katılan kadınlar da Stacey’den öneri istiyorlar. Onları yeniden yaratmalarını talep ediyorlar ama farklı olan tarafı şu ki, bu kadınların kendilerine göre normların dışında da olsa bir tarzları zaten var. Yani bir tarzları var ama her gün sokakta görmeyi alışık olmadığımız epey çılgın tarzları olan kadınlar bunlar. Yani basitçe ben beceremiyorum bu giyinme işlerini diyen kadınlar değil de bence benim tarzım çok iyi, böyle görünmekten mutluyum da ama bu şekilde profesyonel hayatta çok da ciddiye alınmıyorum, ailem tarzımdan hoşlanmıyor, çocuğum benden utanıyor ve diğer anneler gibi görünmemi istiyor diyen kadınlar katılıyor.

Program şöyle işliyor; katılımcı stüdyoya daha girmeden onun tarzını yansıtan kıyafetlerle çekilmişmiş fotoğraflar ve videolar gösteriliyor. Stüdyoya girdiğinde kendini giyim tarzını nasıl adlandırdığını anlatıyor; “Heavy metal”, “Punk Barbie”, “One of the guys”, “Sexy edgy” gibi kavramlarla. Başta bu tarzların onların karakter ve kimliklerinin bir parçası olduğunu anlatıyorlar ve sunucunun hayret dolu bakışlarıyla baş edebiliyorlar. Değişimleri ile ilgili bir motivasyonları ve değişim talepleri var ki programa katılmış oluyorlar zaten. Ama program daha fazlasını hedefliyor. Önce bu kadınlara tarzlarının ne kadar norm dışı, tuhaf ve dayanılmaz olduğuna inandırmaları gerekiyor. Bunu yapmadan gerçekten bırakmıyorlar. “Sen böyle  giyiniyorsun ama bir de böyle denesen” diyen bir yumuşak seslenme değil bu. Çok daha sert bir şey. Üstelik bunu katılımcı kadının fotoğraflarını sokaktan geçen insanlara göstererek yapıyorlar. Yani edilmesi gereken hakareti sokaktan geçen insanın ağzından duyuyoruz. Bu sokak röportajlarında kadının tarzını üç kelimeden biriyle nitelemeleri isteniyor; sev, arzula ya da kaç. Ortalama 15-16 kişiden 14’ü “kaçmak” kavramını tercih ediyor ve epey ağır konuşuyorlar kadınların görünüşleriyle ilgili. Eğer kadın daha frapan giyiniyorsa 2-3 kişi de “arzulamak” kavramını seçebiliyor. Kadın bu röportajları izledikten sonra epey sarsılıyor ve artık her türlü müdahaleye açık hale geliyor. Bir sonraki adımda gidip üzerindeki her şeyi çıkarması, makyajını temizlemesi, aksesuarlarını ve varsa lenslerini bile çıkarması gerekiyor. Bu kısımda ikinci bir sarsıntı yaşıyor kadınlar. Beyaz bir bornozla, kendilerini hiç de beğenmedikleri en doğal hallerinde kamera önünde olmak, onların ifadesi ile “kendileri gibi hissetmedikleri” bir yabancılaşma anı yaşatıyor. Çoğu kadın bu kısımda ağlıyor ya da çok sıkıntılı oluyor. (Ben izlediğim bölümlerin sadece birinde her şeyini çıkarmaya direnen bir tek kadın gördüm. Mavi lenslerini ve yine mavi, epey de büyük kolyesini çıkarmayı reddetti kadın. O kadar direnmesi Stacey’i çok sinirlendirdi, alışverişte ona herkesten daha baskıcı davranarak intikamını aldı elbette). Sonraki adımda gri eşofman takımlarıyla birtakım fancy mağazalarda Stacey’nin danışmanlığında alışverişe gidiyorlar. Sözde onlara da seçme hakkı tanınıyor bu esnada ama ellerini neye atsalar Stacey ağzını burnunu buruşturarak ne kadar korkunç tercihler yaptığını onlara hatırlatıyor.

Tarzına heavy metal diyen kadına çiçekli bir kalem etek giydiriyor örneğin. Kadın ben bunun içinde iyi hissetmiyorum dedikçe, balon etekler, boncuklu ceketler falan denettiriliyor. Çok direnirlerse azarlanıyorlar. Alışveriş bir aşama. Sonra bir de saç ve makyaj kısmı var bu dönüşümün elbette. Stüdyoya tekrar dönülüp boy aynasının karşısına geçildiğinde kadının son halini görmeye hazır oluyoruz. Sözüm ona kadın da son halini ilk kez görüyor ve çok beğeniyor. Gözlerine inanamıyor ve büyülü cümle orada geliyor; “Başka biri gibiyim”. Stacey bu cümleyi duyarsa çok seviniyor. Çünkü nihai hedef o. Başka biri olmaları. Tekrar sokak röportajlarına dönüyorlar ve başta bu kadından kaçarım diyen sağduyunun sesi birden bayılırıma evriliyor. Hiç şaşmayan formül bu. Programı bir süre izledikten sonra fark ediyorsunuz ki kadın hangi uç tarzla gelirse gelsin, çok benzer bir kombinle ayrılıyor stüdyodan. Hepsi nihayetinde birbirine benziyorlar.

Programın jeneriğinde sunucu şöyle diyor; “Görüntün kim olduğuna dair çok şey söyler. Fakat görüntünle gerçekten nasıl bir mesaj veriyorsun? Dünya seni, senin kendini gördüğün gibi mi görüyor? Soruyorum, anlıyorum ve düzeltiyorum!”. Tüm bu kadınların ortak noktalarından biri erkek bakışına hitap etmek için yaratılmış epey frapan tarzlar olması. Eğer değilse, vücudunu o tarzda göremeyen kadınların epey erkeksi tarzlar benimsemiş olmaları. Yani sonuçta her iki durumda da erkeğin bakışını çok iddialı bir biçimde hedeflemek ya da bir kadın olarak o bakışa yakalanmamak hedeflenmiş. Belirleyen aynı. Oldukça seksi bir giyim tarzı olan bir kadın sokak röportajlarına itiraz ediyor örneğin. “Bunlar gibi adamlar sokakta beni gördüklerinde böyle davranmıyorlar. Beni arzuluyorlar, benimle konuşmak istiyorlar. Ama burada siz sorduğunuzda başka türlü cevap veriyorlar” diyor. Sunucunun tavrı çok net. O sana öyle gelmiş. Seni arzuladıkları falan yok demeye getiriyor lafı. Hafif de aşağılayan bir tarzda gülümseyip geçiyor.

Kadınlara hep bir ağızdan, özgün olmanın, yaratıcı olmanın, kimselere benzememenin ve (hele bir de kadınlar için) dikkat çekici olmanın bu rekabet kültürü içerisinde önemi anlatılıyor. Ama o bakışı rahatsız edecek sınırlar içinde özgün olmaktan bahsediyorlar tabii ki. O kadar da abartmadan. Diğer türlü çemberin dışındasın. Program da tam da bu çemberin kıyısındaki kadınlarla ilgileniyor. Bunu yapma biçimleri kadınların kendi dış görünüş algılarının ne kadar çarpık olduğunu onlara kabul ettirmek.  Program, kendinizi beğenmenizi ve sevmenizi gerektirecek bir şey yok demeyi hedefliyor. Hangi motivasyonla böyle bir tarzı benimsedikleri önemli değil; erkekler arzulasın diye, sırf farklı görünmek ve hissetmek için ya da sadece öyle rahat hissettiği için. Önemli olan bu tarzlarla bu toplum düzeni içinde var olamayacaklarını bu kadınlara göstermeyi hedefliyor. Önce fark ettirme, sonra direncini kırma, en sonda da herkes gibi görünmesini sağlayarak tehlikenin savuşturulduğu bir format. Medya her gün, ürettiği estetik normlarıyla bunu gösteriyor ve öğretiyor zaten ama, bu kadınlarla o normların dışında kaldıkları ve kendilerine başka bir estetik benlik kurdukları için özellikle mesai ayırılıp uğraşılması gerekiyor. Program varlık nedenini tam da bu misyona dayandırıyor gibi. Uğraşılması gereken özel vakalara haddini bildirmek!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s