Hayat Gailesi

YUVA

NEVİN YILDIZ

Bir mekân, içine sığdırdığımız rutini, bu rutinlerin bedene kazınmış ritmi ile yuva olur. Dışarının karmaşasından ve güvensizliğinden kurtarıp kendimizi, durup nefes aldığımız, ısındığımız veya serinlediğimiz yerdir yuva. Bazen tek başımıza ayaklarımızı uzatıp öylece duvara baktığımız, bazen kalabalık bir masanın etrafında her şeye anlamsızca güldüğümüz, bazen de bağıra çağıra kavga edip ağladığımız bir yer. Yani biraz yalnızlık ama daha çok biriktirdiklerimizle kurduğumuz bir aile.

Bu aile bazen bilindiktir, evlilikle oluşmuştur bağlar, bazen dostlardan, yol arkadaşlarından oluşur, bazen tümüdür. Yuvaya mekân olmuş yerler bir ev de olabilir eve dönüşmüş bir yer de. Bu aslında nerenin size yuva olduğundan ziyade kimlerin size yuva olduğu ile ilgilidir, bu yüzdendir ki insan yuva bildiklerini kaybettiğinde kalp ritmi bozulan bir varlıktır.

2019 ritmimin bozulduğu bir yıl oldu ziyadesiyle. Doğup büyüdüğüm yuvadan büyüyüp yaşlandığım yuvaya, yuva bilip gittiğim yerlere kadar hepsi bir bir dağıldı bu sene. 

Bu yüzdendir ki uzun süredir sabahları aynı ritimle uyanamıyor, kedinin suyunu mamasını aynı ritimle koyamıyor oğlanın kahvaltısını aynı ritimle hazırlayamıyorum. Oysa yaşadığım ev aynı, eşyalar aynı, hiç ama hiç bir şey milim oynamadan yerinde duruyor, mevzu yuva bildiklerimizin kaybı. Mekânla kurduğumuz ilişki içinde nasıl yaşadığımız, kimlerle o betonu ve soğuğu yuvaya dönüştürdüğümüz ile ilgili, yani eğer beton soğukluğuna dönmüşse o yer, zaten artık bir yuva olmaktan da çıkmış demek. 

Ülkenin içinde bulunduğu koşullar mı dersiniz dünyanın üzerine çöken karanlık mı bilemem ama bu sene ben ve benim gibi bir çok dostumun bunaldığında kendini attığı mekânların çoğu da bir bir kapandı. Bunlardan biri Aylak Yaşam Kampı. Yıllardır her başım sıkıştığında, her canım sıkıldığında, her yalnız hissettiğimde, oğlumu alıp yanıma, kendimi attığım bir yuvaydı. Oradaki kadınların her biri ama en çok Gül, yeryüzünde yalnız olmadığımı, iki kelimenin insanın içini nasıl yıkayacağını göstererek hatırlattı bana, buna dostluk diyoruz. 

Bazen hayatın üstüme karabasan gibi çöktüğü, yolumu kaybettiğim, ne yapacağımı bilmediğim zamanlarda sadece ama sadece uyumaya gittim ta Çıralıya. Ulaş tanıdık bir evde, dost kadınların yanında güvendeydi ne de olsa, emindim, çadıra girip uyuduğumda arkamda bıraktıklarım için endişelenmediğim bir yerdi orası. Kamp hâlâ yerli yerinde duruyor ama orayı bizim yapan insanlar dışında, ve haliyle biz de dışarıda kaldık.

24 yıldır yuva bildiğim adamın, doğup büyüdüğüm yuvanın, başım her sıkıştığında kendimi attığım kampın kapısına kilit vurulduğu bu senenin sonunda yanımda mazgaldan kurtarıp eve getirdiğimiz kedimiz Tesla ve 11 yıldır yuvam olan oğlum ile birlikte ayıklıya ayıklaya hayatı yeni bir eve taşınıyoruz. Evet  insanın canını yakıyor bildiği şeyin dağılması, dağılanın bir daha toparlanmayacağını bilmek ise çok daha can acıtıcı. Ama son dönemde rüyalarımdan eksik olmayan çivit mavisi kapıyı aramaya, büyük bir masa kurup sevdiklerimle o masada evi yuva yapmaya devam edeceğim elbette. Hatta ironik bir biçimde, kapıyı olmasa da çivit mavisi anahtarlığını Amsterdam’da bir hediyelik eşya dükkanında buldum, fotoğrafını buraya bırakayım.

Akıp giden hayatın dışında kalmak yaşlanmanın bedeli mi, ya da adı muhafazakâr olan bu toplumda hiç ama hiç bir şeyin muhafaza edilmediği, aksine her şeyin bozuk para gibi harcandığı korkunç bir yapının eseri mi bilmiyorum, belki ikisi birden. Biz her ne kadar rüzgar karşısında salınan yapraklar gibi nereye savrulacağımızı kestirmeden sürekli göçerek yaşar hale geldiysek de bildiğimiz bir şeyi asla unutmadık: Yuva dediğimiz şeyi içimizde taşıyoruz. İlmek ilmek ördüğümüz dostluklarımızla, bin bir emek ile kurduğumuz bağlarımızla ehlileştirdiklerimiz ve evcilleştirdiklerimizle… Tıpkı Küçük Prens’in Tilki ile ilk karşılaşmasındaki o muazzam diyalogda olduğu gibi.

Tilki, “benimle oynar mısın” diye seslenen Küçük Prens’e, “Hayır” diyordu “oynayamam ben evcil değilim”. Evcil ne demek diye sorup anlamaya çalışan Küçük Prense Tilki şu yanıtı veriyordu:

“Genellikle ihmal edilen bir iş. Bağlar kurmak anlamına geliyor. Yani sen benim için hâlâ yüz bin öteki çocuk gibi herhangi bir çocuksun. Benim için gerekli de değilsin. Senin için de aynı şey. Ben de senin için yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan her hangi bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen, birbirimiz için gerekli oluruz o zaman. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz benzersiz olurum… ”

Hepimizin birileri için eşsiz benzersiz olacağı bir dünya kurma ve bu dünyada yaşama hakkı var…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s