... · Tüple Dalmak

İş Kapsül Gardropla Bitseydi…

Hep aynı sıkıcı üç beş şeyi giyen biriyim ama modaya bayılırım. Resim de yapamıyorum ama resim seviyorum. Onun gibi bir şey.

Daha gençken, kadın dergilerindeki fotoğrafları incelerdim hayran hayran. Oscar de la Renta, sonra kaçınılmaz biçimde Dolce&Gabbana ve Karl Lagerfeld… Elbiseler giymek için değil de bakmak içinmiş gibi. Moda fotoğraflarından tamamen uzaklaştığım bir dönem oldu, hem vaktim yoktu hem de “şık”lığın politik anlamını keşfediyordum. Neyse, uzun zaman sonra ilk gençlik ilgime yeniden döndüğümde, hiçbir şey eskisi gibi değildi artık. Modanın karanlık yüzünden haberdardım, üstelik “hızlı moda” denen facia almış yürümüştü. Haftada bir koleksiyon mu?! Delilik değil de nedir bu?

Gerçi bir Alexander McQueen defilesi karşısında hâlâ büyüleniyordum, Erdem Moralıoğlu’nun işlemeleri beni benden alıyordu falan… Pek kimseyle paylaşabildiğim bir zevk değildi; gizlemiyordum ama Chanel’in 2012 Bahar- Yaz şovundan bahsetmenin yersiz kaçacağı ortamlardaydım diyelim (şöyle bir bakmak isterseniz: https://youtu.be/xLw-hozWzpc ).

Ayizi’nde (bilmeyenler için: 2010’da kurulup dokuz yıl devam etmiş feminist bir yayıneviydi) “Hayat Bilgisi” diye bir dizi yapmaya karar verdiğimizde ille de bir moda kılavuzu olsun bu dizide diye ısrar etmemin sebebi herhalde buydu. Bir tür “dolaptan çıkma” arzusu. Bu kılavuzu yazacak en uygun kişiyi, Eda Çakmak’ı bulmak, onunla tanışmak için kalkıp İstanbul’a gitmek, buluşup saatlerce sohbet etmek, rüya gibi bir şeydi. Eda Kural Tanımayan Bir Moda Kılavuzu’nu yazdı, Zeynep Özatalay resimledi, ben de modayı sevmenin bildiğimden başka yolları olabileceğini öğrenmiş oldum. (Bu kitabı Eskişehir’deki Uçurtma Kitap-Kafe’den edinebilirsiniz.)

Moda endüstrisinin karanlık yüzünü “içerden” bilen, bu yüzü ifşa etmekten çekinmeyen Justine Leconte’dan bahsetmek istiyordum aslında, bu uzun girizgah onun için (bloga yazdığım bazı yazılarda ipin ucunu kaçırdığımın farkındayım, kendisiyle gerilimli ilişkimin olduğu mevzular yaptırıyor bunu bana!). Modanın kapılınacak ya da kaçınılacak bir şey olmayıp hayatımızdaki başka şeyler gibi, onunla ne yapacağımıza karar vermemiz gereken bir şey olduğunu anlatıyor.

Justine (videoları hep “hi everyone, it’s Justine” diye başladığına göre, “Sayın Leconte” demesem de olur), Berlin’de yaşayan bir moda tasarımcısı. Giysi ve takı koleksiyonları var, bence ahım şahım şeyler değil (haksızlık etmeyeyim, şuradaki heyecanı o kadar tatlı, öyle bulaşıcı ki: https://youtu.be/vv9Q8juv6sg ). Ama asıl ilgimi çeken yanı, videoları. 2015’ten bu yana, neredeyse her hafta video yüklediği bir YouTube kanalı var: Justine Leconte Officiel. Modadan, trendlerden, yavaş modadan, renk paletlerinden, vücut tiplerinden… yani giyinmekle ilgili her şeyden bahsediyor. Sürdürülebilir modanın ille de şalvarımsı pantolonlar ve basma entariler anlamına gelmediğini fark edip rahatlıyoruz onu izlerken.  

“Yakışanı giymek” denilen şeyin hiç de göründüğü kadar basit olmadığını bildiği için, kime neyin yakışabileceği üzerine bir sürü tavsiyesi var; elma mısın armut mu türünden basit (ama önemli!) kategorilerden tutun cilt tonunun nasıl anlaşılacağına dair gayet pratik önerilere kadar, insanın içini daraltmayan videolar çekiyor. “Şişmanlığı ya da kısalığı ya da kalın bacaklılığı… kafanıza takmayın, bedeninizi sevin” diyor ama aynı zamanda göbeğiniz varsa şöyle bir şeyle daha iyi hissedersiniz de diye de ekliyor.

Bir takım feci kadınların yaptığı feci videolardaki gibi değil ama tavsiyeler- genellikle uzun tırnaklı, ince belli, uzun sarı saçlı, genç ve havalı Amerikalı YouTubber’lardan bahsediyorum! (Havalılık kadar itici pek az şey var benim için) Bu “beden olumlama” denen şey bir tür politik doğruculuk halini aldığı için artık kimse “zayıfla” demiyor doğrudan; ama onları izleyip de göbeğini çekmemek mümkün değil yani! Asap bozucu ve sinirler hakikaten. (Şurada onlardan biri var mesela, insanı modadan soğutur yani: https://youtu.be/qh8TS43w3WA ) Bu şapşallardan sonra Justine serin bir su gibi geliyor; muhtemelen özsaygısı yüksek biri olduğundan (böyle şeylere fazla takılmamak lazım dediği güzel bir videosu şurada: https://youtu.be/8wmoyfbcCF0 ). Biraz da tişörtü pantolonun belinden sarkıtmaktan fazlasını anlattığı için. Renkler, mevsimler, ruh halleri, ışık, gölge… üzerine anlatacak bir sürü hikâyesi var. Mesela şurada yaptığı “ilham panosu” sahiden de o kadar ilham verici ki, insan kendini yaza hangi rakam uyardı diye düşünürken buluyor:  https://youtu.be/D70YmuCxw9k . Kadının gustosu var, özsaygısı olmasın mı yani!

Pandemiyle birlikte çığırından çıkan hızlı moda facialarını anlattı geçtiğimiz günlerde. Bangladeş, Vietnam, Hindistan gibi ülkelerdeki fabrikalara iş yaptırıp kriz çıkınca siparişlerinin parasını ödemeyen ünlü giyim markalarından bahsetti. (https://youtu.be/zZ9unodtE5Y ) Ucuz işgücü ve ucuz üretim fırsatlarından yararlandıkları yetmiyormuş gibi, riski de yoksul ülkelerdeki üreticilerin sırtına yükleyip ellerini çektiklerinden. Topshop’undan Mothercare’ine kadar. Ve tüketiciler olarak neler yapabileceğimizden. Moda yalnızca moda değil, koskoca bir evren. Justine’in kılavuzluğunda şöyle bir dolaşmak fena olmayabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s