... · Kedi Merdiveni

Anneliğin Matematiği

Bu bölümde yayınlanan yazılar, bu blogda yayınlanmış diğer bir yazıya temas etmiş, belki ondan el almış ya da esinlenmiştir. Bu yazı da “Bitmeyen Karantina” başlıklı yazıdan kedi merdiveni.

Gamze Hakverdi

Ben de bu yazıyla çok sevdiğim arkadaşım Gökçe’ye ses veriyorum. Başka zamanlarda olsaydık bunları oturup karşılıklı konuşurduk belki ama olsun. Anlatmanın ve dinlemenin yazıya dökülmüş halinde de iyileştirici bir taraf var. 

Memelerden taşan süt, bez değiştirirken üstünüze çişini yapan bebek, omuza akan salya, kusmuk. Sürekli temizle, kurula, yenisiyle değiştir. Ertesi gün tekrar et. Annelik nedir diye sorarsınız, biraz da böyle bir şey işte. Tüm o rahatsız edici ıslaklıklardan hem kendini, hem bebeği korumaya çalışmak, sürekli silmek bir yerleri, sürekli ıslak olanı yenisiyle değiştirmek. Bunu mümkün olan en hızlı sürede ve sıklıkla yapmak.  Bir nevi matematik. Saniyelerle, sayılarla sabitlenebilir, bir ölçeğe yerleştirilebilir bir şey. Bugün kaç ml süt sağdın? Kaç saat aralıklarla, kaç kere uyuttun? Kaç kere emzirdin? Kaç kere bez değiştirdin? Kaç? Kaç? Kaç? Sayılar, sayılar, sayılar. 100 ml süt, 30 dakika gündüz uykusu, 6 kez emzirme,  sayısını bilmediğim kez kurulama değiştirme, yenileme. 

Hamilelik bir yaratım süreci olarak çoğu zaman kutsanarak, yüceltilerek anlatılıyor. Yıpratıcı ve yorucu tarafları ise daha kısık sesle dile getiriliyor. Eğer dile getiriliyorsa tabii… Benim için en yıpratıcı tarafı “pregnancy brain fog” ya da “momnesia” dedikleri puslu zihinsel hal oldu. Hamilelik sırasında beyin kimyasındaki değişiklikler hafızanın zayıflamasına, unutkanlığa ve zekadan verilen kayıplara yol açabiliyor. Hamilelik sonrası beyin, kendini bebeğe bakım için hazırlarken entelektüel işlevlerinden kayıp verebiliyor. Duyular keskinleşiyor ama düşünceler yoğunlaşamıyor bir türlü. Mesela bebeğin en küçük bir mızırdanmasını ilk saniyede duyarken, bir fikri ya da tartışmayı  anlamak dakikalar alabiliyor. Hatta çoğu zaman daha da fazlasını. Kafanızda bir sis makinesi varmış gibi düşünün. Bu nedenle midir bilinmez ama  bu kaç? kaç? soruları bir kabus gibi kovalıyor insanı. “Kaç dakika önce yemek yedi?” Hatırlayamıyorum. Beynim bu bilgiyi kaydetmemiş. Sayıları hep kaybediyorum. Yine de sürekli soruyorlar. Kaç kere kaç? Benim gibi yabancı bir ülkede yaşayıp, her gün yabancı bir dil konuşuyorsanız bu kaç? kaç? soruları daha da zor geliyor. “Günde kaç kere emziriyorsunuz?” diye soran pediyatriste tavana bakarak cevap veriyorum. Kabul edilebilir bir rakam bulmaya çalışıyorum. “Signora….” diye cevap bekleyerek beni uyaran sesle kendime geliyorum. 6-7 dir herhalde, belki de 8 olabilir, gününe bağlı, pazartesiyse 10 bile olmuş olabilir. Pediyatrist gözünü deviriyor. 

Beynin durumu böyleyken, bir de yapılacak işleri çoğu zaman tek elle yapmak gerekiyor. Evet, tek elle, rakamla 1, yazıyla bir. Diğer el ve kol, hatta vücudun diğer yarısı tüm gücüyle bebeği taşıyor çünkü. Bebek kucakta taşınmak istiyor. Büyüklerin kucağa alıştırmışsınız dediği türden. Durum böyleyken somatik bir matematik çıkıyor ortaya. Sayısız işe karşı tek el. Tek bir el ile neler yapabildiğine şaşıyor insan. Bazen iskelet sistemim gözümün önüne geliyor. Şaka değil bu. Gerçekten kemiklerimi, kaslarımı  görür gibi oluyorum bazen. Nasıl esniyorlar, ağırlık kaldırıp indiriyorlar, ağrıyorlar. Gerçekten çok ağrıyorlar. 

Bir de kalp denilen kas var tabii. İşte işin en romantik tarafına geldik bile. O kalp kası, kan ile beraber çok yoğun bir sevgiyi de pompalıyor sürekli. Sorumlusu ise oksitosin hormonu. Beynin bize yaptığı oyunlar bitmiyor gördüğünüz gibi. 

Bu yazıyı iki küçük not ile bitirmek istiyorum. Birincisi seçtiğim görseller ile ilgili. İtalya’da pandemi nedeniyle tüm ülkede karantina uygulaması 10 Martta başladı. Ben de hemen öncesinde 24 Şubatta doğum yaptım. Karantina zaten lohusalığın doğal bir sonucu olduğundan tüm ülkedeki eve kapanmanın fiziksel kısıtlayıcılığı beni çok etkilemedi doğrusu. Ama o kolektif iç sıkıntısını çok iyi hatırlıyorum. Bayağı bulaşıcı bir şeydi çünkü o her yeri ve her şeyi etkisi altına alan bir tuhaf korku/kaygı hali. Her gün yeni vaka sayısına ve ölümlere baktığımız, her şeyden ve herkesten korktuğumuz günlerde, balkonlardaki ve evlerin pencerelerindeki bu gökkuşağı ile birlikte yazılan “Andra’ tutto bene” (Her şey yoluna girecek) dövizlerinin hafifletici bir tarafı vardı. Lohusalığın tüm zorluklarını bu dövizlerle birlikte hatırlıyorum şimdi. Sonunda her şey yoluna giriyor çünkü.

İkinci olarak (eğer buraya kadar bu yazıyı okumuşsanız merak edebileceğinizi düşündüğüm için) pregnancy brain fog ile kendimce nasıl başa çıktığımı da not düşmek istedim. Telefonda bebeğin günlük aktiviteleriyle ilgili her şeyi kaydedebildiğiniz aplikasyonlar ve hatırlatıcılar var. Onları kullanıyorum. Her şeyi sisin, tozun, dumanın ellerine bırakacak değildim elbette. Böyle bir yol buldum ben de. Özetle biraz matematik, biraz kimya, annelik bir şekilde kendi yolunu buluyor. İki kere ikinin her zaman dört etmeği bir matematik anneliğin matematiği. Mükemmel değil, olabildiği kadar iyi. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s