Tüple Dalmak

“Türkiye’nin en derin magazin çukuruna hoşgeldiniz!”

Bu kez Şokopop’u konuşuyoruz.

Emel

Şokopop, ilk magazin Youtube kanalı, son zamanlarda medyada yapılan en iyi işlerden biri. Youtube kanallarının genelde kalitesi epey düşük ortalamasının yanında nitelik olarak parladığı kesin. Televizyonların magazin programları on yıl öncesine göre epey içerik ve şekil değiştirmiş ve benim gibi magazin sever birinin bile artık dikkatini çekmekten çok uzak bir hale gelmişken, Şokopop belli ki büyük bir kitlenin ilgisini çekti. Çünkü çok eğlenceli 🙂 Sevgili Şokopop geçenlerde bir TEDX konuşmasında maskesini çıkarıp kimliğini ifşa edince ayrı bir sevdik, sevindik. Magazinin toplumsal bağlamdan kopuk, bir grup ünlünün fantastik hayatının dikizlenmesinden daha fazlası olduğunu gösterdi sanıyorum Şokopop. Sadece, kimin ünlü olduğu, ne yaparak ünlü olduğu ve ilişkilerin niteliği bile toplumun neyi arzuladığını, neye bakmak istediğini göstermez mi? Ele aldığı figürleri, ilişkileri, skandalları, dönemin ruhunu da anlatıya dahil ederek, basitçe dedikodu olarak görülen magazinin o kadar da anlamsız bir çöp olmadığının altını çizmiş oluyor. Hem çöp olsa ne olur ki? Seviyoruz sonuçta.  

Aksu

Nermin Hoca (Abadan-Unat) bir röportajında, öğrencilerine magazin eklerini okumalarını tavsiye ettiğini söylemişti. Aynı konuşmada, maliye bakanı olsa, müfettişlerini magazin eklerini okumaya mecbur edeceği türünden bir şeyler de eklemişti- tamamen haklıydı tabii (her zaman değil ama genellikle haklıdır zaten!)- para akışını izlemenin en iyi yolu olduğu için.

Tabii magazin sevgisini böyle “sosyolojik araştırma” falan diye meşrulaştırmak şart mıdır bilmiyorum ama… 

Şokopop’un ilk bölümü Gülben Ergen/Seren Serengil kavgasıyla ilgiliydi ve ta 90’lardan başlatıyordu hikâyeyi. Benim Şokopop’ta ilk sevdiğim, bu oldu. Nasıl diyeyim, bir tür “tarihi derinlik”! Ara ara rastlayıp unuttuğumuz bir sürü haberi, olayı, skandalı böyle bir derinlikle hikaye ettiğinde, ilk kez görüyormuşuz gibi oluyor. Parçaları birleştiriyor, başka bir şey yapıyor onlardan. 

Bir de basitlikten, skandaldan, çukurdan falan bahsetse de, hiç belden aşağı çalışmamasını seviyorum. Kadın düşmanlığının normal kabul edildiği magazin dünyasında kolay bir şey değil yaptığı. Hem şeker şerbet değil, hem temiz. Konu ettiği insanların zayıflıklarını pekâlâ biliyor ama oradan girmiyor. 

Göze

Valla Şokopop’a kadar benim magazinle böyle bir ilişkim olmadı. Ama bilirim tabi kim kimdir falan. Beş sene öncesine kadar iyi kötü televizyon izlerdim, öyle olunca zaten bir şekilde biliyorsun. Siz dahil birkaç güvenilir kaynaktan methini duydum Şokopop’un. İlk Yılbaşı Özel programını izledim. Ondan sonra da tabir-i caizse “overdose” Şokopop aldım. Sonra biraz bayıldım tabi, ara verdim. 

Beni ne cezbetti diye düşününce, bağlam derim herhalde. Meğer bağlamı olunca magazin ne güzel bir şeymiş ya! Emel de bağlam demiş ya da sizin dediğiniz gibi “para akışı”. O para akışı bayağı ekonomi-politik demek işte bence. (Bunu yazınca sol omzumdan bir Aksu Hoca uzanıp “Sıkıcı sıkıcı konuşma!” diyor ama olsun :)). Bana bir tür geriye bakış etkisi yaptı. Odak 90’lar-2000’lerin başı çünkü genellikle. Bildiğim ama “bu neyy ya?!” dediğim olaylar vaktiyle. 90’ların 1990 doğumlularda bile tuhaf bir cezbi var mesela. Bu magazin işinde esas mevzu orada gibi. Belki konuşuruz sonra neden öyle. 

Magic Box’lı yılbaşı özel ve 2019 gece kulübü bölümleri favorilerim. Kendisi online gazete arşivlerinden kolaylıkla ulaştığını söylüyor ama epey bir araştırma var gibi duruyor arkasında. Yani sadece gazete arşivine bile bakıyorsa, bu bize geri kalan o pespaye magazinin ne kadar leş-boş bir şey olduğunu anlatıyor zaten. Öyle bir hikaye anlatıyor ki, dört başı mamur. İşin ekonomisi de var içinde, sosyolojisi de, duygusu da, mide bulantısı da.   

Emel 

Magazin sevgimizi elbette sosyolojik olduğu için meşrulaştırmamıza gerek yok. Basitçe televizyonda, dergide, gazetede her gün gördüğümüz insanları takip etmeyi seviyorum mesela ben. Kim kimle arkadaş, ünlü olmadan önce ne yapıyorlardı gibi sorular hep cezbeder beni. Öyle magazine bakarak toplumu anlama çabası gibi kasık bir şeyden bahsetmiyorum. Hem belli ki Şokopop da öyle bir eleştirel perspektifle falan yapmıyor bu belgeselleri. Gerçekten seviyor o hayatı takip etmeyi, bilgi biriktirmeyi. Ama magazin Şokopop gibi yapıldığında ister istemez ortaya büyük bir tablo çıkıyor. Sadece o ünlü kadınların yapıp ettikleri, karıştıkları skandallar değil o noktaya nasıl geldikleri de büyük bir çerçeveyle anlatılıyor. Gülben Ergen, Seren Serengil bölümlerinde örneğin öyle büyük bir şeyden bahsediliyor ki; bu iki ismin ait oldukları sınıfların onları nasıl insanlar yaptıkları, karşılaşmaları, isimlerini Şokopop sayesinde öğrendiğimiz adamlarla ilişkileri, güç arayışları, yükselişleri, televizyon kanallarının bu yükseliş ve düşüşlerdeki etkisi, mafyatik temasları vb. Tüm bunlar bize onların biraz da çirkef diyebileceğimiz rekabetlerinden başka bir şey söylüyor. Bu 90’ların kendisi gibi geliyor bana. 

İnsan hikayesi okumayı, izlemeyi seviyorum ben. Magazin formatında bu o kadar da kolay sağlanan bir hikaye etme biçimi değil. Aksu Hoca’nın söylediği gibi kadın düşmanı bir bakışı var magazinin. Muhtemelen tüm dünyada böyle. Şokopop hiç düşmüyor bu düşmanca dile. Bir yargı yok o küçük belgesellerde. Empati falan da kurmaya çalışmıyor. Müthiş bir merak var ve eğlence tabii ki.  

Aksu

Benim için top video, “Nez: The Real Turkish Delight (%100 ter çıkıyor)”. 

“Malzemeden çalmamış”, alıştığımız bayık magazin programlarından birini üç sezon falan götürecek malzemeyi yarım saatlik videoya sığdırmış- katiyen de tıkış tıkış, bilgiç falan değil. Kemal Derviş, Uzanlar, AB’nin kokoreç yaptırımı falan gibi o dönemin sembollerinden şöyle bir bahsederek mevzuya girip dünya müzik piyasasını egemenliği altına alan “world music” akımına değinip ilerliyor, arada “bu self oryantalist yoldaki ilk adımlardan birini Sezen Aksu 1995 tarihli Işık Doğudan Yükselir albümüyle atmıştı” diye küçük bir dokundurmayla konuyu kalçalara getiriyor! Ya, şöyle laflar var mesela: “Her daim sıcak gündemleri birbirinden çarpıcı fetvalarla yakalamaya özen gösteren diyanet işleri, kalça ve dans gündemini de kaçırmak istemiyor ve bu tartışmada ‘ben de varım’ diyor.” Bu kadar eğlenceli mi anlatılır yani. Böylece Turkish Delight mevzunun bağlamına bütün veçheleriyle ve kuşbakışı bakmış oluyoruz. Ve Nez’in neden popüler olduğunu anlıyoruz. Eğlence ve magazin dünyasındaki Erol Köse faktörüne pek çok videosunda değiniyor, burada da laf şu: “Hakan Uzan, entertaiment dünyasındaki çözüm ortağı Doktor Erol Köse ile iletişime geçerek ‘bu kızı istiyorum’ diyor.” Ve konuşmanın arkasında akan görüntü, doktor facia kılığındaki Erol Köse’nin elinde devasa bir şırınga! Arada Savarona yatının “bir nevi devletin elinden çıkması”, 8 yıl sonra fuhuş baskınına sahne olması, Hülya Avşar’ın bayraklı balon davası… Hastasıyız tabii, ne yapalım J

Göze

Ya galiba benim içim soğuyor Şokopop izlerken. O ağzını kapasan burnundan giren leş magazin programlarında putlar, tabular, dokunulmazlar ve tabi aşırı dozda genel ahlak var. Erol Köse deyince aklıma geldi. Yanlış hatırlamıyorsam, bu adamla bayağı kadının derdi oldu mesela. Ama magazin programlarının dokunulmazlarından biri. Aynı şeyi eşcinselliği pespaye düzeyde yerin dibine batırıp Bülent Ersoy karşısındaki ikiyüzlülüğünde de hissetmiştim magazin programlarının. Aslında söylenemeyenler, dokunamayanlar falan derken bayağı bir metrekarelik bir alanda top çevirir ya magazin programları, bu beni epey tiksindiren bir şeymiş. 

Şokopop’ta güzel olan o. Topun nereye gideceğini bilmiyorsun, çok uzun bir şut çekip laf sermayeye de gelebiliyor, Diyanet İşleri’ne de. Youtube’un vaat ettiği görece özgür alanla, freelance bir iş olmasıyla ilgili olduğu kadar, bence biraz da tavır işi bu. Pekâlâ “ona laf etmeyeyim, buna bulaşmayayım” falan gibi bir otosansür mekanizması da işleyebilirdi ama şimdi yazarken geldi aklıma, gerilla tarzı magazin gibi bir şey Şokopop. Enformasyonun tekil bir kaynağı yok belli ki, nereden vuracağı da belli olmuyor. Ortalama algıda, yani mesela bir anket falan yapılsa, herhalde Gülben Ergen’in kredibilitesi Seren Serengil’den epey yüksek çıkar. Ama bakıyorsun, kadın bayağı Seren Serengil’i ezerek var olmuş. Veya Sezen Aksu meselesi. Bir tane magazin programı Sezen Aksu’yla meselesinde Yıldız Tilbe’nin mazlum halini anlatır mı? Bence Sezen Aksu dokunumazların dokunulmazıdır. Ama Şokopop çok başka anlatıyor hikâyeyi. Alınmış mazlum ahlarının aheste aheste çıktığı bir yer gibi. Benim de o yüzden içim soğuyor galiba. 

Emel 

Valla benim de içim soğuyor. Gülben Ergen’in pırıltılı imajının altında yatan oyunları, acımasızlığı ve hırsı görünce sezdiğim ama bilmediğim bir şeyin bilgisine erişmiş oluyorum. Şokopop pek öyle yanlı bir tavır almasa da üzgünüm ama ben alıyorum. Seren Serengil’e üzülüyorum ama sonra bu karantina sürecinin başlarında evdeki yabancı uyruklu yardımcısını sevgilisiyle dövüp ormana attıkları haberi geliyor ve Gülben Ergen’i o kadar da şeytan bulmayabiliyorum. Ne halleri varsa…

Benim en heyecanla izlediğim bölüm Seren Serengil- Gülben Ergen bölümleri. Ben bu “kan davasını” bilmiyormuşum. O yüzden bayağı gözümü kırpmadan izledim. Ama “Seda Sayan- Bir Bacının Anatomisi” bölümlerini izlerken duyduğum hayranlığı da unutmuyorum. Üstelik yanlış bilmiyorsam henüz yalnızken yaptığı ilk bölümlerden Seda Sayan hikayesi. Müthiş bir emek, acayip bir merak…  Seda Sayan’ın hayat hikayesi zaten çok ilginç ama o bölümlerde anılan isimlere açılan parantezler şahane. Bir dönem Bülent Ersoy’la sevgili olan Fahrettin Aslan’ı anlattığı kısımlar örneğin. Ya da Prestij Müzik’in nasıl Türkiye’deki arabeskleşme eğiliminin merkezi haline geldiğini anlattığı yerler. Ben en çok o ayrıntıları seviyorum. Kendini “Köppek gibi çalışıp kraliçeler gibi yaşamaya çalışan” biri olarak tanıtan bir kadının anatomisini kim ne yapsın diyorsunuz ama içinde neler var neler.

Magazin programlarının bir görüntüyü sündüre sündüre 85 kere ucundan gösterdikleri ve insana baygınlık getirttikleri formatlarından sonra Şokopop’un videolarının ritminin bu kadar hızlı olması meselesi var bir de. O kadar hızlı ki ben ilk izlediğim bölümleri durdura durdura izliyordum. Yüzlerce görsel o kadar hızlı geçiyor ki ekrandan, daha çok bakmak için yavaşlasın istemiştim. Baş döndürüyor. Ama sonra alıştım bu hıza. Çok da sevdim. Aksu Hoca’nın dediği gibi yirmi programlık içeriği 20 dakikaya sığdırıyor ve Şokopop’u ayrıcalıklı yapan şeylerden biri bu hız ve tıklım tıkış içerik oluyor. E kurgucuymuş zaten sevgili Şokopop.

Aksu

Kurgu bilenle olur 🙂

TEDx konuşmasının kurgusu da mükemmel değil miydi? Gazetelerin magazin eklerini gizli gizli okuyan ve bir yığın şey öğrenen küçük bir oğlan. “her şey hafızama yerleşti ve bunlar benimle beraber kalakaldılar”… Punk kuzen, adı Atılgan olan dükkan, Serpil Çakmaklı ve Banu Alkan… Bugünden bakıldığında 90’ların neden o kadar harika göründüğünü anlayabiliyor insan. Renkler, ışıltılar, meraklar, pasajlar- şimdi nasıl AVM (ve Netflix!) zamanıysa ve çok sıkıcıysa, 90’lar da hâlâ pasaj zamanıydı. Bence bu ikisi birbirinden dağlar kadar farklı şeyler ve yarattıkları kültürel ortam da öyle. Şokopop, pasajların, vhs kasetlerin, bir takım acayip merakların, ince görmelerin ürünü. Belki de onu bu kadar çekici kılan bu. Hangi AVM o kadar renkli, o kadar heyecan verici olabilir ki? 

Göze

Daha önce “geriye bakış etkisi” dediğim o işte; hatırlıyorum mesela Atlas Pasajı’ndaki dükkanını Sibel Gökçe’nin. Böyle parça parça aşinalık. O zamanlar İstiklal’de AVM falan ne arasın, pasajlar zamanı işte. Farkettim ki, 90’lar mevzusuna bir girersem çıkamayacağım, şimdilik üzerinden atlıyorum o yüzden. 

Hem Nilay Örnek’in podcast’inde hem de TEDx konuşmasında edindiğim izlenim şu olmuştu bir de. Bilmesi asla gerekmiyor, bu işi yapmanın bir ön koşulu falan da değil bu elbette ama Şokopop işin teorisini de biliyor biraz. Böyle “kültürel dönüş”, “bastırılanın geri dönüşü”, “izleyiciye de az hürmet ama!” falan diye lafa girsen, kendi yaptığı işi de buralardan anlatacakmış gibi geliyor bana. Yani, mevzuyu biliyor diyorum 🙂

Biraz da tabudeviren işte. Başta “kesin magazin dünyasından muhalif biri” diyerek izliyorsun, bu işi tek başına yapan “sıradan” bir insan çıkıyor. “Dur bakalım, yakında bu programın sponsoru olur, bağımsızlığını kaybeder” diyorsun, bağımsız kalıyor. Konuyu biraz anlayıp “İstanbullu, en az orta sınıf bir ailenin çocuğudur bunu yapan” diye geçiriyorsun aklından, Dersim’li, ders kitaplarının arasında gizli gizli magazin dergisi okuyan bir çocuk çıkıyor. Bir dilekle bağlayayım madem: Bizi şaşırtmaya devam et Şokopop! 

Şokopop’tan istek parçalarımız: Biz Şokopop’ta kimleri izlemek isteriz?

Aksu: Ajda Pekkan, Alpay, Selçuk Ural

Göze: (daha çok daha çok daha çok) Zeki Müren, Seyfi Dursunoğlu, nam-ı diğer Huysuz Virjin (zor ama!), Müjde Ar

Emel: Kesinlikle Müjde Ar, bir de Aysel Gürel tabi. Hülya Avşar’ı da Şokopop’tan izlemek isterdim (daha çok sansasyon). Eskilerden de Ayhan Işık ve Adile Naşit olsa bayılırdım. 

“Türkiye’nin en derin magazin çukuruna hoşgeldiniz!”” için bir yorum

  1. Pek hoş bir sohbet olmuş, dilinize sağlık 🙂

    Ben de sosyal medya aracılığıyla kendisine sık sık “istek ünlümü” iletsem de buradan da söyleyeyim: Ebru Gündeş. Kendisinin yükseliş hikâyesinde bilmediğimiz nice detay yakalayacaktır, ortaya güzel bir “anatomi” çıkacaktır gibi geliyor 🙂

    Sevgiler

    Liked by 2 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s