... · Tüple Dalmak

Alüminyum Folyolar, Ağdalar, Gece Kuaförleri

Evin Sevgi Baran

Üniversiteyi kazanıp Mardin’den Ankara’ya geldiğimde 18 yaşındaydım. Etrafımda gördüğüm, yeni karşılaştığım ve keşfettiğim her şeye üryan bir sosyoloji öğrencisi olarak şaşkınlığın da dahil olduğu bir heyecanla baktığımı hatırlıyorum ve tabii ki  şimdiden bakınca biraz komik ve yalan yok tatlı geliyor o hallerim. Üniversite üçüncü sınıf öğrencisiyken – aşağı yukarı 21 yaşındayken- Küçükesat’ta yaşamaya başladım. Oturduğum, bir yerlere yetişirken yolumun geçtiği, bakarak yürüdüğüm ve içtiğim sokaklarda gece de gündüz de açık olan kuaförler görüyordum. Bu kuaförleri aslında Küçükesat’a taşınmadan, Beytepe’de henüz bir yurt öğrencisiyken, hepimizin üniversite yıllarının geçtiği Kızılay’da da görmüştüm. Ancak artık gece de gündüz de açık olan kuaförlerin bulunduğu mahallelerin, semtlerin birinin ahalisindendim. Daha çok bakmaya başladım ve orada hep birlikte yemek yenildiğini, hep birlikte kahve içildiğini, saçlara iliştirilmiş alüminyum folyolar ve ellerde sigaralarla kapılarda sohbet edildiğini gördüm. Şimdi diyeceksiniz ki, “eee bu anlattıklarını mahalle kuaförlerinde de, çok üst sınıf semtlerdeki kuaförlerde de görürüz”, evet doğru, görürüz çünkü hangi semtte hangi mahallede olursa olsun, kuaförler tam da bu kadın homososyalliğinin olduğu mekanlardır. Hepimiz biliriz ki kuaförler diğer sosyal mekanlardan farklıdır. Birbirini tanımayan insanların hudutlar olmaksızın o gün ne yemek yaptığından, yediğinden, hangi market ve mağazadan alışveriş yaptığından, hangi diziyi izlediğinden ve hangi gazeteyi okuduğundan nasıl seviştiğine kadar konuştuğu nadir mekanlardan biri. Ancak hem gece hem de gündüz açık olan gece kuaförleri, diğer sosyal mekanlardan farklı olan kuaförlerden de farklı. Evet bu kuaförlere gece kuaförleri deniliyor. Gece kuaförleri, pavyon ya da barlarda çalışan kadınların, çarka çıkan ya da çıkmayan seks işçilerinin uğrağı bir yer. Açık oldukları net bir zaman dilimi yok. Genelde pavyonların, gece kulüplerinin çeperinde konuşlanırlar. Kadınlar işe başlamadan önce veya çalışma aralarında gelip bakım yaptırabiliyorlar, fönlerini ya da makyajlarını tazeletebiliyorlar. Yani aslında gece kuaförlerini gece kuaförü yapan şey açık olduğu zaman dilimi değil, gece çalışan ve yaşayan insanların buluşma ve karşılaşma mekanı olması. İşte bu yüzden diğer kuaförlerden farklı. E, bir de tabii gündüz kuaförlerinden en somut farkı, kaynak ve makyaj ustalığının olması, dolayısıyla ücretlerin daha yüksek olması. 

Bir Salı günü kaş aldırma işlemi için açık kuaför bulma umuduyla (gündüz kuaförleri Salı günleri açık değildir) evden çıktım, açık bir kuaför buldum ve içeri girdim, kuafördeki usta olduğunu tahmin ettiğim kişi, kaş alacak çalışanın olmadığını, zaten kuaförlerin de Salı günleri kapalı olduğunu söyledi, başka açık bir kuaför bulabilir miyim diye sorduğumda ise

“Bulursun ama onlar gece kuaförleridir, bence gitme” cevabını verdi. Yaşam alanlarımızın ortak olduğu, defalarca önünden geçtiğim ve gündüz kuaförünün kendince beni oraya ‘yakıştırmayıp’ “bence gitme” dediği gece kuaförüne ilk defa o gün gittim. Zamanla, daha çok gitmeye başladım. Bir şeyler yazmak, sesli ve görsel bir şeyler kaydetmek istedim. Niye diyeceksiniz, birden fazla şey sıralayabilirim burada ama işin doğrusu beylik cümleler kurmak istemem. Bunun yerine çok etkilendiğim bir görüntüyü betimlemek isterim, belki o zaman heyecanım paylaşılabilir olur. Bir yaz günü, Küçükesat’tan Kızılay’a doğru tıngır mıngır salınırken, kuaförün önünde, eşiğinde, yani neredeyse sokakta, Akay Caddesini bilirsiniz, hah işte oralarda, yanında kahvesi ve ağzında sigarasıyla kendi bacaklarına ağda yapan bir kadın gördüm. Keşke izin istesem de çekebilsem diye düşündüm. Elbette yapamadım ama kafamdan ikibinbeşyüzyirmiüç tane görüntü ve ses aktı, kısacası çarpıldım. Aslında hikaye biraz böyle başladı benim için. 

Çok sevdiğim bir arkadaşıma, insan hakları aktivisti Buse’ye uzun süredir gece kuaförlerine dair bir şey yapmak istediğimden bahsettim ve çok uzun sohbetlerimiz oldu. Buse’nin de aracılığıyla birden fazla gece kuaförüne gittim, oralarda vakit geçirdim. Belki de kuaförlere feminist hassasiyetle ikili cinsiyet sisteminin ve egemen güzellik anlayışının yeniden üretildiği bir mekan olarak bakıyoruz, bunun böyle olmadığını iddia etmeyeceğim ama oralara biraz da buluşma, karşılaşma, gündelik hayatı paylaşma ve dayanışma mekanı olarak bakmayı istedim. Özellikle de gece kuaförlerini merak ederek. Ankara’nın Keçiören’inde, Yenimahalle’sinde, Altındağ’ında büyümüş ‘Angaralı’ erkek gece kuaförleriyle de, başörtülü gece kuaförüyle de, lubunca bilen, çark ve sahne makyajları yapan makyözle de, Ankara’nın en eski, en yaşlı sayılabilecek lubunya kuaförüyle de tanıştım. Otursak, teori ve kavramlarla cinsel yönelim, cinsel kimlik, akışkan cinsiyet veya feminizm konuşamayız belki ama hepsinde ortak olan, müşterilerinin bir süre sonra arkadaşları ve yarenleri olmalarıydı. Yani başörtülü gece kuaförünün müşterisi olan pavyon çalışanı bir kadınla mangal yapması gibi şeyler (niyetim her birini ayrı uçlara taşımak değil, aksine birleştikleri, buluştukları yeri görebilmek). E, bir de müşteri olarak gelen kadınların kendi aralarındaki dayanışma var. Anlatıldığı kadarıyla teknoloji bu kadar da gündelik rutinimizde değilken, dün gece ne kadar iş yaptı, başına bir şey geldi mi, iyi mi, hayatta mı diye gece kuaförlerine gidilir ve orada hemhal olunurmuş. Şimdi de eskisi kadar değil ama hala biraz böyle olduğunu gördüm. Kuaförde herhangi bir saç, makyaj, kıl, tüy işlemi yaptırılmayacak olsa bile mutlaka sabah kahveleri orada içilir, gullüm yapılır, müzikler açılır, danslar edilir. 

Gece kuaförleri tüm bunların yanı sıra başka ve yeni bir dünyaya adım atılan eşik. Buse’yle konuşurken; “Sen orada hazırlanıp dış dünyaya ilk adımını oradan atıyorsun. Oradan çıktığın zaman ölebilirsin, bir daha oraya dönemeyebilirsin, oradan çıktıktan sonra kaçırılabilirsin, tecavüze uğrayabilirsin, dünya kadar para kazanabilirsin. Orası biraz hazırlanma yeri” demişti. 

Gece kuaförleri hep bir eşik gibi geldi bana, özellikle o eşikten içeriye girdiğimde. Kadınların birbirlerinden haberdar oldukları, az sonra dönecekleri çalışma temposundan önce beraber eğlenebildikleri, birbirlerini izleyip hazırlandıkları, deneyimlendikleri ve yeni dünyalarına adım attıkları bir eşik. Kaynak yapmaya yarayan, bir zeminin üzerine ters çevrilmiş ve alüminyum folyoyla kaplanmış bir ütü ya da çöpe atılan kullanılmış ağdalar, bu eşiğin anlam dünyasına sinmiştir belki. Böyle anlatınca  romantize ediyormuşum gibi çınlıyor olabilir ama, bu öyle bir eşik ki; yaşadığımız dünyada asla yan yana gelmeyecek, belki de gelmeyi tercih etmeyecek insanların karşılaştıkları bir kapı eşiği. Kafalarında alüminyum folyolar ve kaynaklarla, sigara içtikleri bir eşik. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s