... · Hayat Gailesi

“Bir Elmanın Sizi Kullandığını Düşündünüz mü Hiç?”

Tangül’ün verdiği domates tohumları çimlenmiş, kaçını fide haline getirmem gerektiğini hesaplarken (çünkü domateslere ayırdığım yer sınırlı ve Hanife’nin vaat ettiği fideler de var daha), kendimi devcileyin bir arıya dönüşmüş buldum!

“bir türün genlerini yayıyordum- başka bir türün genlerini de yayabilirdim, ama onu değil, özellikle bu türü seçmiştim. Bu durumda, diyelim ki pırasa yerine, parmak patatesin genlerini yayıyordum.(…) Dil bilgimiz bile bu ilişkinin koşullarına tam bir açıklık getiriyor: bitkileri ben seçerim, yabani otları ben yolarım, ekini ben hasat ederim. Dünyayı öznelere ve nesnelere bölmüşüz ve burada, bahçede, doğada genellikle olduğu gibi, biz insanlar özneyiz. (…) Bir yaban arısı da muhtemelen bahçede kendisini bir özne, nektar damlası için yağmaladığı çiçeği de nesne sayıyordur. Ancak şunu biliyoruz ki, bu sadece arının büyük resmi göremeyişinden kaynaklanıyor. Meselenin aslı şu; çiçek arıyı, polenini çiçekten çiçeğe taşıması için zekice kullanmıştır.”

Michael Pollan, Arzunun Botaniği isimli harika kitabında (kitabın alt başlığı: Bir elmanın sizi kullandığını düşündünüz mü hiç?”) evrimsel ilişkinin öznesi ve nesnesi olma durumunun değişkenliğini anlatıyor. Belki de biz elmayı değil de o bizi evcilleştirmiştir? Tıpkı gülünün Küçük Prensi evcilleştirdiği gibi…

Kitabı çevirmeni sebebiyle almıştım, Michael Pollan’ın adını bile duymamıştım (ne kadar iyi bir yazar olduğunu keşfedince, başka kitaplarını da okudum tabii, adamın yiyeceklerle ilişkisine bayıldım). Sevin Okyay’ın çevirilerini okumayı severim, o yüzden. Tabii soru da ilginçti: Bir elmanın sizi kullandığını düşündünüz mü hiç?

Sadece elmadan bahsetmiyor Pollan, insanın dört arzusunu “kullanan” dört bitkinin hikâyesini anlatıyor: Tatlılık-Elma, Güzellik-Lale, Sarhoşluk-Marihuana, Kontrol-Patates. Her birinin biricik tarihinin ilginç ayrıntılarına giriyor, bitkilerin tarihinin bizimkiyle nasıl iç içe geçtiğini izlerken tabii patates kadar kendimizle ilgili de epey bir şey öğreniyoruz.

Tam da şimdi, bu kitabı yeniden okumak öyle güzel oldu ki. “Büyük resim” şu aralar anlatıldığı kadar küçük değil aslında, çok daha büyük- üstelik bakışımızı kalın fırçalarla çizilmiş figürlerden alıp detaylara yönelttiğimizde, alemler, alemler… Resimde bir takım meymenetsizler ve felaketler yok sadece, laleler, bahçeler, arılar da var (bunlar da felaketlerden çok uzak değil, tabii).

“Tüm bahçıvanlar –aslında hepimiz- arazilerini bu iki kutup arasında bir yere yerleştirir; kimi Appleseed gibi Dionysos’ça yabanıllık tarafına meyleder, kimi de Monsanto’daki bilim adamları gibi, Apollon’ca kontrolün yaşattığı tatmine yönelir. Başkaları da var; onları bu süreç içinde bir yere koymak daha zor: örneğin, bir dolap içindeki hidroponik klonlarıyla –Dionysos’ça zevki aramaya adanmış Apollon’ca mabetle- ilgilenen marihuana yetiştiricisini tam olarak nereye koyarsınız? İnsanın taraf tutmak zorunda kalmaması ne iyi.”

Arzunun Botaniği (2011), Michael Pollan, çev. Sevin Okyay, Domingo Yayınları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s