Tüple Dalmak

“Su gibi ol, arkadaşım”…

En yakınımızdakinden, en uzağımızdakine, bütün dünya bize fit olmamızı öğütlüyor. “Çok fitsin”ler, “Yaza biraz fit gireyim dedim”ler, “Ahdım var, bilmem ne kadar zamanda iyice fit olacağım”lar havada uçuşuyor. Ne tür bir sosyal etkileşimin içinde olduğunuzun da bir önemi yok, kulak kabartmanız yetiyor. Nedir şu fit, allah aşkına? Durun, hemen sıkılmayın, bu bir biyopolitika yazısı falan… Okumaya devam et “Su gibi ol, arkadaşım”…

Ordan Burdan

“BİR EFLATUN” DİRİM

Amargi, Sayı: 30, 8 Eylül 2013 Meral’e ve diğer tüm kadın direnişçilere Gezi direnişi en çok şaşkınlık demek benim için; hiçbirimiz bilmiyorduk 31 Mayıs günü ağlayarak, en hafifinden içimiz sızlayarak izlediğimiz görüntülerin bir halk isyanının ilk görüntüleri olacağını. Ankara’da 31 Mayıs günü saat 19.00 için yapılan Kuğulu Park’ta toplanma çağrısına kadar hayat olağan biçimde akıyordu… Okumaya devam et “BİR EFLATUN” DİRİM

Adalar Modalar

KALBEN YAZISI

Başlığı bilerek böyle seçtim. Milyon tane Kalben yazısı yazılmıştır çünkü[1]. Tutarlı hayranlardan, “n’oluyor bu Türkçe müzikte?” diye yazılmış görev yazılarına, müzisyenlerin oraya buraya düştüğü notlardan, önünde ceket ilikleyeceğimiz müzik yazarlarının söylediklerine. Zahmet edip de hiçbirine bakmadığımı, sadece 2016’da Kalben’in ilk albümü çıktığından beri, her bir şarkısının hayatımda ayrı ayrı yer ettiğini, döne dolaşa dinlediğimi, bütün… Okumaya devam et KALBEN YAZISI

Adalar Modalar

Annie Montgomerie’nin Hüzünlü Hikayeleri

Annie Montgomerie yaptığı işlere dair şimdiye kadar birkaç cümleden fazlasını etmemiş bir kadın. Topladığı atık malzemelerden hayvan figürleri yapıyor. Kimisi oyuncak diyor, kimisi sanat işi. Kendisi bir yerde “hikaye kitabı yaratıkları” demeyi yeğlemiş; başka bir yerde de kendini “karışık malzeme sanatçısı” olarak tanımlamış. Kaç yaşında olduğunu bilmiyorum ama nedense kırklı yaşlarında olduğu izlenimi veriyor. İngiltere,… Okumaya devam et Annie Montgomerie’nin Hüzünlü Hikayeleri

Tüple Dalmak

Yemekler, Kökler, Hayaletler

Erdoğan Özmen bir kitabında, bu kadar yemeye içmeye düşmüş bir toplumun bir nevi Lacancı oral döneme rücu ediyor olabileceğinden söz ediyordu. Her şeyimiz yemekle ilgili hakikaten. TV programlarından, tatil için yaptığımız planlara, arkadaşlarla randevulardan, bu kolektif yutma ve çiğneme hallerinin en masumunun kapısı olan “Akşam ne yiyelim?”e… Televizyona bakılırsa, yarışmacıların küfür kıyamet birbirine girdiği yemek… Okumaya devam et Yemekler, Kökler, Hayaletler